• Bilimsel Araştırma

    Hadisler ve Mehdi Konusuyla İlgili Çarpıtmalar Hakkında

    452 kere okundu


     Hadisler, başlı başına ciddi bir araştırma konusu olduğu halde “müslümanım” diyenlerin çoğu, Kur’an ayetlerini doğru bilmediği gibi hadisleri de gerekli ciddiyetle incelememiştir. Bu yüzden de çeşitli sıkıntılar, karışıklıklar ortaya çıkıyor ve birileri hadislerden istediklerini seçip, istemediklerini reddediyor ve seçtiklerini de istediği gibi yorumlayıp kullanmaya çalışıyor. Hiçbir şeyden haberi olmayıp müslüman olmaya çalışan insanlar da bunlar tarafından aldatılabiliyor, yanlış yönlendirilebiliyor.

     Oysa hadisler konusunu inceleyecek biri, önemli bir ilmi çalışma içine girmek zorundadır. Çünkü kaynaklar nelerdir, ne kadar kaynak vardır, hangi kaynaklar doğrudur, hangileri ne ölçüde güvenilirdir, hadisleri kimler kimlerden aktarmıştır, hadislerin güvenilirliğini tespit etmede izlenen yöntemler nedir, hangi hadisin uydurulduğu hangi ilmi yöntemlerle anlaşılıyor, bunların hepsi bilinmelidir.

     Bununla beraber bir kısım insanlar da hadislerin dini kaynak olarak görülüp görülemeyeceğini tartışıyor. Kimisi hadisleri tamamen kabul etmiyor, kimisi ilmi ciddiyetten uzak bir şekilde istediklerini alıyor ve onları kullanmaya çalışıyor, kimisi de ne yaptığının bile farkında olmayarak hem hadislerdeki bazı konulara uyduğunu zannediyor hem de hadislerin dini kaynak olarak görülmeyeceğini söylüyor.

     Mehdi konusu da tam bu kafa karışıklığından ve bilgisizlik ortamından istifa edenler tarafından çıkar amaçlı kötüye kullanılıyor. Önüne gelen, istediği hadisleri alıyor istemediklerini almıyor ve aldıklarının da önünü arkasını istediği gibi kesip sonra da yorumlayarak kendini “Mehdi” gibi göstermeye çalışıyor.

     Tarihte bunun birçok örneği olduğu gibi günümüzde de çok fazla örneği var maalesef. Bilgisi ve imanı zayıf olanlar da gidip, o kendini Mehdi olarak göstermeye çalışanlar tarafından aktarılan hadislerin aslını, tamamını, önünü ve arkasını, kaynaklarını araştırmadığı ve o hadisleri esas kaynaklarından incelemediği için aldatılıyorlar. Aslında hadislere bile değil, sadece aldatanın yorumlarına inandıklarının farkında bile olamıyorlar. Bu da onlara, sorgulamamanın bir cezası oluyor.

     Öncelikle, Mehdi’nin geleceğini kabul eden bir insan, hadisleri kesinlikle dini kaynak olarak kabul etmek durumundadır. Çünkü Mehdinin anlatıldığı kaynaklar, hadis kaynaklarıdır. Ama işlerine gelmediği için hadislere göre yaşamayı reddedip sonra da kafalarına göre mehdi hadisleri seçip alarak çelişkiye düşenler var. Bu iki yüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Hadislerle gelen bir konuyu kabul eden biri, hükümlerle ilgili olan diğer hadisleri de kabul etmeli ve ona göre yaşamalıdır.

     “Mehdi ile müjdelenin” şeklinde bir hadis aktarıp “işte bu hükme uyuyoruz” demek ama aynı zamanda diğer hadislerde emredilen, yaşantımızla ilgili çok sayıda hükme uymayı kabul etmemek ve “sadece Kur’an’da bildirilen hükümlere uyulur” demek iki yüzlülüktür, çelişkidir. “Mehdi ile müjdelenin” hadisi de bir emirdir, hükümdür; peki bunlar nasıl “hüküm konularında sadece Kur’an’a uyulur” diyorlar aynı zamanda? Bu, insanların ve özellikle müslümanların aklıyla alay etmektir.

     Bununla beraber Mehdi konusu, hadis konusunda uzman alimlerin bile tartıştığı, hakkında farklı farklı görüşlerin belirtildiği bir konudur. Bunu imanın şartı olarak görmedikleri gibi, mehdi ile ilgili hadisleri güvenilir hadisler olarak görmeyenler bile var.

     Mesela hadisleri günümüzde en güçlü şekilde savunanlardan biri olan Prof. Dr. Halis Aydemir, “Hadis ilmi açısından Mehdi’yle ilgili hadislerde ciddiye alınacak bir rivayet yoktur!” başlıklı bir videosunda bundan bahsediyor.

     Yine günümüzde hadisleri en iyi bilip, Mehdi’nin geleceğini de en güçlü şekilde savunanlardan biri olan İhsan Şenocak, “İhsan Şenocak Hoca Mehdi Aleyhisselam Hakkındaki Sohbeti” başlıklı videosunda Peygamberimizin, mehdinin adı için “Muhammed bin Abdullah olacak adı” dediğini ifade ediyor.

     Hadis kaynaklarına göre böyle zaten; adının Peygamberimizin adına, babasının adının da Peygamberimizin babasının adına uyduğu anlatılıyor. Bazı kaynaklarda da; ismi Ahmed, babasının ismi Abdullah olarak aktarılıyor.

     Hadislere göre mehdinin ismi; Şeybe, Zeyd, Haşim, Galib, Huzeyfe, İlyas gibi dedelerinden birinin veya diğer dedelerinden birinin ismi değildir. Bu sahtekârlıklar bile yapıldı. Mehdinin adının, dedelerinden birinin adı olduğunu söylemek ve sonra da birini seçmek de tam bir çarpıtmadır, sahtekârlıktır, bunun hadislerle bir alakası yoktur. İsteyen herkes, her devirde bu tip yöntemlerle kendini mehdiymiş gibi göstermeye çalışabiliyor.

     Aynı şekilde, hadisleri savunan Nureddin Yıldız da “Mehdi Kimdir?” başlıklı videosunda Mehdi için “Adı, Resulullah (s.a.v)’ın adı olan Muhammed, Ahmed’den biri olacak. Babasının adı da Abdullah olacak.” diyor.

     Hadisler konusunda uzman olan Yalova Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi’nden Doç.Dr. Ebubekir Sifil de “Hz. Mehdinin Faaliyetlerinin Kısaca Tarihi Seyri” başlıklı videoda, mehdinin Medine’de ve Mekke’de bulunacağını şu sözleriyle anlatıyor:

     “Medine’de olacak, oradan Mekke’ye gidecek. Mekke’de onun etrafında insanlar toplanacak, ona mehdi olduğunu söyleyecekler. Kabul etmeyecek, zorla biat edecekler. Gönüllü gönülsüz sonunda ikna edecekler, kabul edecek. Sonra müslümanların, Ümmet-i Muhammed’in başına geçecek.”

     Konuyla ilgili olarak mesela, hadis kitabı olan Sünen-i Ebu Davud’un Mehdi ile ilgili bölümünde yer alan hadislerin incelenmesini önerebilirim.

     Hadisleri çarpıtanlar, yorumlayanlar, ekleme ve çıkarmalar yapanlar, hadis uyduranlar ise kendilerini mehdi gibi göstermek için Allah’tan hiç korkmadan mehdiyi kendi bulundukları yerde göstermeye çalışıyorlar. Bu, hep bu şekilde yapılmıştır; sahtekârlar hakikatleri, bin türlü kelime oyunu, demagoji ve tahrifatlarla olduğunun tam tersi şekilde gösterip cahil kitleleri kandırabilmişlerdir. Hadisleri araştırmak isteyen müslümanlar, bu konuyu da ciddiye alarak özgür bir şekilde kendi araştırmasını yapmalıdır.

    Onur Mustafa Ezber

  • Bilimsel Araştırma

    BİLİMİN İNSANLARA FAYDALI OLMASINI SAĞLAYAN, BİLİMİN KENDİSİ DEĞİLDİR

    881 kere okundu



    Bilim, bize ahlaki konularda rehberlik sağlamaz. Doğa bilimleriyle ilgilenerek atomun nasıl parçalanacağını öğrenebiliriz. Ama doğa bilimleri bize “şimdi bu bilgilerden yararlanarak bir bomba yapıp o bombayı Hiroşima ve Nagazaki’deki masum insanların üzerine atmayın” demez.

    Veya bilim bize, “daha verimli ve net bilimsel sonuçlar elde etmek için Hitler Almanyası’nda Doktor Josef Mengele’nin yaptığı gibi insanlar üzerinde korkunç tıbbî deneyler yapmayın” demez.

    Doktor Josef Mengele’nin insanlar üzerinde yaptığı korkunç deneyler, bilim adına müthiş bir ilerleme olarak görülüyordu. Çünkü deneyler doğrudan insanlar üzerinde yapılıyordu. Bilimin dışında güvenilir bir bilgi kaynağı olmadığını ve insanlığı geliştirecek olanın sadece bilim olduğunu düşünen biri, elbette bu deneyleri insanlığın gelişmesi için çok yararlı bulacaktır.

    Hatta bugün, Doktor Mengele’nin deneylerinin, nelere faydalı olduğunu anlatanlar mevcut. Bu zihniyete sahip olanlar, insanlık için elbette büyük bir tehlikedir.

    Doktor Mengele, ekibiyle, deneyleri için işe yarayacağını düşündüğü insanları seçiyor, diğerlerini ise gaz odalarında öldürülmeye gönderiyordu. Dr. Mengele’nin ve diğer doktorların deneylerinde binlerce insan vahşice öldürüldü ve ciddi şekilde sakat bırakıldı. Burada, en azından bilgi amacıyla çok ağır olmayan bazı fotoğrafları görebilirsiniz; https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/gallery/nazi-medical-experiments-photographs

    Dr. Mengele, özellikle ikizler üzerinde çalışmaya önem veriyordu. İkizlerden birinin kanını ve organlarını diğerine naklettiği ve bazılarını öldürerek iç organlarını detaylı şekilde incelediği bilinmektedir.

    Göz renginin kalıtsal olarak değiştirilip değiştirilmeyeceğini ölçmek için esirlerin gözleri üzerinde acı verici işlemler yaptı. O insanların büyük kısmı elbette kör oldu. Deneyde artık işe yaramayacağını düşündüklerini zaten gaz odalarında ölüme gönderiyorlardı.

    İnsanların basınca ne kadar dayanabileceğini ölçmek için denek olarak kullandıkları insanları basınç odasına sokuyor ve iç organları patlayana kadar basınç uyguluyorlardı.

    İnsanların soğuğa ne kadar dayanabileceğini ölçmek için içi buz dolu küvete sokuyorlar ve ölene kadar bekletiyorlardı. Deneyi yapan doktorlar, bütün sonuçları titizlikle kaydediyordu.

    Çocuklara ciddi hastalıkların mikroplarını enjekte ederek ne kadar dayanabileceklerini ölçtüler. Yaptıkları araştırmaların sonuçlarını diğer bilim insanlarına da gönderdiler.

    Deneylerinde binlerce insan vahşice öldürüldü veya ciddi şekilde sakat bırakıldı. Bu korkunç deneylerin tamamını, detaylarını ve sağ kurtulan çocukların anlattıklarını burada aktarmayacağım dileyenler araştırabilir.

    ***

    Bilimsel bilgilerden yararlanılarak üretilen ilaçlar, bilimsel bilgilerden yararlanılarak üretilen binbir çeşit silahı görmemize engel olan at gözlüğü işlevi görmemeli. İlaç, bize faydalı olmasını istediğimiz bir şey, yapılanları göremeyecek kadar şuursuzlaştıran bir şey değil.

    Bilimi tek başına gelişmenin kaynağı olarak görmek, bilimsel bilgilerden yararlanılarak silah üretilmesini de gelişmenin parçası olarak görmektir. Bilimden istifade edilerek üretilen ilacı sana satıyor olmaları, yine bilimden istifade edilerek üretilen kimyasal silahı diğer bir insanın öldürülmesi için karşı tarafa satmalarına engel olmuyor.

    Bilim yaptıktan sonra geliştirilen teknolojiyle insanlığın bir bölümüne (maddi imkanı olanlara, sömürülmeyenlere) fayda sağlandı, fakat dikkat ederseniz insanlığın daha büyük bölümüne ve hatta diğer canlılara ise büyük acılar ve yıkım getirdi. 1. ve 2. Dünya Savaşı su tabancasıyla yapılmamıştı.

    Teknoloji, teknolojiyle öldürülmediğin ve sömürülmediğin kadar istifade ettiğin bir şey. Şu anda, zengin ile fakirin hayatı arasında, daha fazla fark oluşturan bir şey.

    İnsanlara acı ve yıkım getirecek zararlı üretimlerin yapılmamasını ancak din emreder, bilim değil.

    Bilim aracılığıyla sahip olduğumuz şey, bilgidir; doğayla ilgili bilgi. Öğrenilen bilgilerin ve bu bilinenlerle yapılacak üretimlerin insanlara zarar vermeyecek şekilde yönlendirilmesini emreden, dindir (İslam). Masum insanlara zarar vermeyi yasaklayan, yardımlaşmayı ve iyiliği emreden her Kur’an ayeti, Müslümanları, insanlığa sadece zararsız üretim yapmaya mecbur eder.

    “İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları’na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur…” (Mâide Suresi, 32)

    “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. Buna sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.” (Fussilet Suresi 34-35)

    “Onlar, bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanları affedenlerdir. Allah, muhsinleri/iyilik yapanları sever.” (Âl-i İmrân Suresi, 134)

    “Onların mallarında dilenip isteyen ve mahrum olan için de bir hak vardı.” (Zariyat Suresi, 19)

    Bugün, bilimden istifade edilerek üretilen silahlarla masum insanlar öldürülüyor. Amaç para kazanmak ve çıkar ise, bu silahlar satılarak çok büyük paralar zaten kazanılıyor. Amaç para kazanmak ve çıkar ise, yine bilimin ortaya koyduğu bazı verilerden istifade edilerek geliştirilen fabrikalarda, insanları bağımlı yapıp mahveden sigaralar çok daha hızlı üretilerek para kazanılıyor. Silah ve sigara dışındaki örnekleri vermeyi size bırakıyorum.

    Kazanç elde etmek için sadece yararlı olanı üretmek gerekli değil. Bilim de bize, neden insanlar için sadece yararlı olanı üretmemiz gerektiğini söylemiyor; onu söyleyen, bilimden farklı bir kaynak.

    Yeterli parası olanlar, şimdi bilimin getirdiği teknoloji sayesinde şahane bir cep telefonu kullanıyor diye Afrika’daki insanlar her gün parti yapmıyor; Onlar, kaynakları yetersiz olduğu için veya yetenekleri olmadığı için değil, “medeni” denilenlerin teknolojiden de yararlanarak yaptıkları sömürüler yüzünden ölüyorlar.

    Bilimin insanlara faydalı olmasını sağlayan şey, bilimin kendisi değildir; ahlaktır. Kişinin her şartta güzel ahlaklı olmasını emreden ise dindir (İslam).

    Bu konuyu anlatmak için hazırladığım video burada; youtube.com/watch?v=VPxCAi_xT6I

    Onur Mustafa Ezber

  • Bilimsel Araştırma

    “ATEİSTİM” DİYEN BİRİ İÇİN NEDEN AHLAK YOKTUR? / ENSEST ÖRNEĞİ

    663 kere okundu

    1- “Ateistim” diyenler, güvenilir tek bilgi kaynağının bilim olduğunu ve bu yüzden bilimin her konuda kendilerine rehberlik yaptığını savunurlar.

    2- “Güvenilir tek bilgi kaynağı bilimdir” diyen birisi, bilimin dışında kalan hiçbir bilgi kaynağını güvenilir bulmayacak demektir.

    3- Bilim aracılığıyla elde edilmeyen bir bilgiye güvenir ve onu doğru kabul ederse, bu, “güvenilir tek bilgi kaynağı bilimdir” kabulüyle, yani kendi görüşüyle çelişir.

    4- Bilim bize, “kardeş evliliği yapmak, (çocuk olursa) gelecek nesillerin sağlığı için zararlıdır” der.

    5- Ama bilim bize, “insanlar sağlığa aykırı hiçbir karar almamalıdır” demez.

    6- Üstelik bu ilişki, kendi sağlıklarına zarar vermez; sadece çocuk olursa gelecek nesil için zararlı olabilir.

    7- Tekrar edelim; bilim bize, “insanlar gelecek nesillerin sağlığına aykırı hiçbir karar almamalıdır” demez.

    8- “İnsanlar gelecek nesillerin sağlığına aykırı hiçbir karar almamalıdır” görüşü, bilim dışı bir görüştür; felsefî bir görüştür, kişilerin hayata bakışıyla ilgilidir.

    9- Bilim, böyle bir ifadede bulunmadığı gibi, bu konuda farklı düşünen insanlar da olabilir.

    10- Bir devlet, sakat çocukların anne ve babalarına destek amaçlı ciddi miktarda para yardımı yapsa, o anne-baba hem o çocuğa bakıcı tutar, hem de ölene kadar bedava geçinir. Vaat edilen yardımın ölçüsü, kişinin kararını farklılaştırabilir.

    11- Çocuğunu öldüren anne-babalar olabildiğine göre, bazı kadın ve erkekler rahat yaşamak adına sakat çocuk yapmayı kalıcı bir iş olarak bile görebilir. Bu, onun hayat görüşüyle ilgilidir.

    12- Bir kadın, vicdanen sakat çocuk doğurmak istemiyorsa da bu, onun vicdanıyla ilgilidir; bilim ile ilgili değil. Vicdanının doğru söylediğini kabul eden birisi, “güvenilir tek bilgi kaynağı bilimdir” diyemez.

    13- Çocuğunu öldürme niyetinde olan anne veya baba, çocuğu sakat olsa bugün Türkiye’de aylık 4000 lira para alsa sizce onu öldürmeyi mi tercih ederdi yoksa bir şekilde sakat bırakmayı mı?

    14- “İnsanlar gelecek nesillerin sağlığına aykırı hiçbir karar almamalıdır” görüşüne katılmayanlara verilecek örnek elbette para alacak anne-baba örneği ile sınırlı olmaz. Mesela bazı insanlar, kendilerinin ölene kadar rahat/zengin/güçlü yaşaması gerektiğini düşünerek, gelecek nesillere zarar verecek maddeleri fazlasıyla üretip satabilir. Satıyorlar da.

    15- “İnsanlar gelecek nesillerin sağlığına aykırı hiçbir karar almamalıdır” denilebilmesi için, bilimin dışında kalan bir rehberin rehber edinilmesi gerekir.

    16- Dolayısıyla konunun sadece sağlıkla ilgili kısmına bakarsak bile, “güvenilir tek bilgi kaynağı bilimdir, doğruyu gösteren sadece bilimdir” diyen biri, “ensest ilişki yanlıştır” diyemez.

    17- Tekrar hatırlatmak gerekirse ensest ilişkinin bahsettiğimiz zararı, sadece çocuk yapıldığında, gelecek nesil için söz konusu. Eğer çocuk yapılmazsa, çocuk yapmamak için bugün çok kolay olan tedbirler alınırsa, ensest ilişkinin sağlığa zararı olmayacağı için “güvenilir tek bilgi kaynağı bilimdir” diyen birinin “ensest ilişki yanlıştır” demesi yine tam bir saçmalık ve çelişki olacaktır.

    18- Ayrıca ünlü ateizm savunuru Lawrence Krauss, Hamza Tzortzis ile yaptığı “Islam or Atheism – Which Makes More Sense?” başlıklı bir tartışmada, belli şartlar halledilirse ensesti yanlış görmeyeceğini ifade etmiştir. Çünkü aksini söylemenin çelişki olduğunun gösterileceğinin farkındaydı. “Ben ateistim” diyen herkes, ancak ahlakı reddettiği ölçüde tutarlı olabilir. Ancak “ateistim” diyen cahil kitlelerin tutarsızlığı, yüzeysel düşünen diğer kesimlerin, ateizmin ahlakı tamamen reddettiği gerçeğini anlamalarına engel oluyor. “Ateistim” diyen Lawrence Krauss’un ensest ile ilgili açıklamasını buradan dinleyebilirsiniz; youtube.com/watch?v=m_p5YXaxAJA

    Onur Mustafa Ezber