• Bilim ve Yaratılış

    Vejetaryenler ve Veganlar Çelişkidedir

    856 kere okundu


    Bölümler:

    Ahlâk ve Vicdanın Temeli Nedir?

    Vejetaryenlik ve Veganlığın Tanımı

    Bitki ve Hayvanlar Eşit Hak Sahibi İken Bitkilerin Ölümüne Göz Yumma Çelişkisi

    Hayvanları Korumak

    Bitkiler de Hissediyor (Yazının tamamını okumak için yeterli vakti olmayanlara, bilimsel çalışmaları aktardığım bu bölümü okumalarını tavsiye ederim)

    Samimi Düşünmek


    Ahlâk ve Vicdanın Temeli Nedir?

      Bir varlığın anlamı, doğrudan sahip olduğu özelliklerle ilişkilidir. Biz 5 duyudan öte sahip kılındığımız bilinç, varlıklar arasındaki bağlantıları derinlemesine inceleme özelliği ve kâinatın varoluş anlamını-gerçeği öğrenme isteği ile varlıkların yapılarını ve anlamlarını kuşkusuz Dünya’da yaşayan diğer canlılardan daha iyi kavrarız. Daha doğru ifadeyle, varlıkların varoluş anlamını düşünen/kavrayan, Dünya üzerinde yaşayan tek canlı insandır.

     Atomaltı parçacıklardan galaksilere, kütle çekiminden güçlü nükleer kuvvete kadar evrendeki varlık, sabit ve kanunları idrak edebiliyor olmamız, varlık anlamımızla ilişkili bize verilmiş bir özellik sebebiyledir. Mesela buharlaşmış olan su moleküllerinin, bu sistemde canlılara nimet olması için yoğunlaşıp tekrar düşmesi dışında yapması gereken bir şey olmadığını biliriz. Hidrojen, oksijen, demir ya da taş, elektrik, ışık hep sahip oldukları özelliklerle yapmaları gerekenleri tam olarak yerine getiriyorlar.

      Hayvanlar ve bitkiler de aynı şekilde, sahip kılındıkları özelliklerinin gereğini tam olarak yerine getirerek doğada yapmaları gerekenleri yapıyorlar. Kimse onlardan evrenin ya da kendilerinin varoluş amacını araştırmalarını beklemiyor. Çünkü bunu merak etme, sorgulama gibi bir isteğe ve kavrama yeteneğine sahip kılınmamışlar ve bu yüzden bundan sorumlu da değiller. Bu özelliklere sahip kılınmadıkları için, nankörlük veya zalimlik gibi insana ait kötü özellikler de onlara yakıştırılamaz.

      İnsan ise bu özelliklerle yaratıldığından farklıdır, sorumludur ve bu yüzden eğer bu özelliklerinin gereğini yerine getirip de kâinatın ve kendisinin varoluş sebebini araştırmadığında ve delillerin gösterdiği sonucu tasdik etmediğinde zalim, sapık ve nankör olmuş olur. İnsanlar, kendilerine verilmiş özelliklerle imtihanda olan ve hesap verecek varlıklardır.

     İnsanlar içinden, kendilerine verilen akletme özelliğinin gereğini hakkıyla yerine getirmeyenlerin bakış açıları mutlak temele dayalı olmadığı için kabulleri, ahlâk anlayışları hep çelişkidedir. “Ben ahlâklıyım” deyip de çelişkide olmayanlar sadece, ahlâkın, ancak her şeyi yaratanın bildirdiği şekilde olacağını kabul edenlerdir.

    Alemlerin Rabbinin dinini kabul etmeyen bir toplum, bizim kötülük dediğimiz bir işi işlemiş olan birini kınamayı bile ahlâksızlık olarak nitelendirebilir. Çünkü ahlâkı, Yaratıcı’nın bize din ile bildirdiği kabul edilmez ise her insanın ve toplumun kendine göre farklı ahlâk anlayışları olur, isteyen istediğini söyleyebilir ve kimse ahlâkı temellendiremez. Bu durumda herkesin ve her toplumun, şartlara veya isteklere göre değişen farklı farklı ahlâk anlayışları olur ve kimse kimseyi suçlayamaz, kınayamaz.

      İnsanların geneli “şu iyilik, bu da kötülük” diye bir tanımlama yaparken, farkında olarak veya olmayarak dinin öğrettiği anlayışla bunları söylerler. İyilik veya kötülük kavramlarını belirleyen, sadece Yaratıcı’nın dinidir. Ancak insanların bir bölümü, kaynağı sadece din olan ahlâkı, dinden bağımsız savunmaya çalışarak çelişki içine düşer.

     Kendilerini kandırarak, hak dine dayanmayan bir ahlâk anlayışı oluşturmaya çalışır ve böylece tam bir çelişki içinde olurlar. Çünkü öldükten sonra hesabın olmadığını ve canlıların çatışma ve yaşam mücadelesiyle kendi kendine oluştuğunu savunarak ahlâkı tümüyle reddetmiş olan bir zihniyetin ahlâk, merhamet ve şefkat savunuculuğu yapmaya kalkması sadece komik bir çelişkidir.

      Canlılığın gelişiminin tesadüfen doğal seçilimle, çatışmayla, güçlülerin zayıfları elemesiyle olduğunu kabul eden bir zihin, çatışmayı olmazsa olmaz bir doğa kanunu olarak kabul eder ve gelişim için güçlülerin zayıfları ezmesi gerektiği felsefesini tamamen doğru ve meşru görür. “Hayır, böyle görmüyorum” diyorsa da, kabul ettiği hayat görüşü ile çelişkiye düşmüş, kendini kandırmış olur.

      Hatta çatışmanın olmayacağı bir dünyayı imkânsız görür; materyalist dünya görüşü, çatışmayı doğal görmeyi gerekli kılar. Çatışmanın gerekliliği felsefesini reddetmesinin tek yolu, yaratılışı kabul etmesidir. Öyleyse ahlâkı, merhameti ve şefkati ancak öldükten sonra hesabın olacağına ve canlıların tesadüfen yaşam mücadelesiyle değil, yaratılış ile var olduğuna inanan biri, yani hak dine inanan biri savunabilir.

      Ve her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın dinine göre belli hayvanların etlerini yemek, insanlara helâldir. Sonuç olarak Allah helâl kıldığı için hayvanların etini, sütünü nimet olarak görmek vicdana tam uygun olan, Allah’ın helâl kıldığı nimetleri yasak kılacak bir felsefe oluşturmaya çalışmak ise zalimlik ve ahlâksızlık olmaktadır.

      Et yememenin hiçbir vicdani temeli yoktur. Çünkü vicdanın temeli, her şeyin yaratıcısını kabul etmektir. Tek bir olan o Yaratıcı’yı kabul etmek, dinini kabul etmektir. Dini kabul etmek, helâl ve yasak koyucunun sadece Yaratıcı olduğunu kabul etmek demektir. Helâl ve yasak koyucunun sadece Yaratıcı olduğunu kabul etmek; Yaratıcı’nın helâl kıldığını yasak, yasak kıldığını ise helâl kabul etmenin ahlâksızlık ve zalimlik olduğunu kabul etmek demektir.

     Bu yazımın konusu olan vejetaryenlik ve veganlık, en önemli ve temel konu olan ‘nasıl ve neden var olduğumuz’ konusu üzerinde durmayan ve böylece temelden uzak olan insanların, vicdanlarını kandırmak için çelişkilerle dolu ahlâk oluşturmaya çalışmalarının bir yansımasıdır. Bu yazıyı birkaç bölüm olarak hazırladım. İlk bölüm, aynı zamanda uzunca bir giriş şeklinde olan, vejetaryen ve veganların ahlâk kavramı ile ilgili çelişkilerini ve felsefi olarak tamamen temelsiz olduklarını vurguladığım buraya kadar ki bölüm oldu.

      Bir diğer üzerinde duracağım çelişkileri ise, bitkilerin hayatlarına son vermeyi kendilerine hak görmeleri. Yukarıda uzunca vurguladığım gibi; Allah’ın dinini tasdik etmeyip, kendileri ahlâk oluşturmaya çalışanlar her yönden çelişki içinde olmaya mahkûmdur. Bu bölümde bitkiler üzerinde yapılan son bilimsel çalışmaların, nasıl bitkilerin de acıyı hissettiğini ve her canlı gibi yenmekten kaçındıklarını ispatladığını sizlere sunacağım. Böylece vejetaryenliğin ve veganlığın, sadece kişinin gördükleriyle kendini kandırmaya çalışması, doğrularla yanlışları karıştırarak hayvanları nimet olarak görmeyi yasaklamaya çalışması olduğunu hep beraber göreceğiz.

      Bitkiler de hayvanlar gibi kendisine yapılanları hissedip tepki gösterir ve ayrıca hayvanların yaşam hakkını kesinlikle ellerinden alamayacağımızı savunan biri, eğer samimiyse bitkilerin hayatına sonra verme hakkını da kendinde bulamaz. Öyleyse vejetaryen ve vegan, sızlandığını algılamadığı bitkilerin ve temizlik yaparken gözleriyle görmeyecek kadar küçük oldukları için mikropların hayatına son vermeyi normal görerek ‘vicdan’ kavramını ‘insanların algısına ve keyfine tabi bir şey’ olarak göstermeye çalışan kişi olmaktadır.


    Vejetaryenlik ve Veganlığın Tanımı
    Bitki ve Hayvanlar Eşit Hak Sahibi İken Bitkilerin Ölümüne Göz Yumma Çelişkisi
    Hayvanları Korumak

     Bitkilerden önce şimdiki bölümde vejetaryenlik ve veganlığın tanımından, ikisi arasındaki farktan ve hayvanlara yapılan kötü muamelelerin eleştirilmesinin, hayvanların insanlara verilen bir nimet olarak görülmesini yasaklamaya çalışmak ile olmayacağından bahsetmek istiyorum.

      Vejetaryenlik, hem hayvanların öldürülmesine karşı olmak sebebiyle, hem de farklı çeşitli nedenlerle etlerini tüketmemeye denmektedir. Vejetaryenliği kendi içinde de farklı gruplara ayırmışlardır; lakto vejetaryenler, ovo-vejetaryenler, lakto-ovo vejetaryenler veya semi-vejetaryenler gibi. Bunlar tüketimlerindeki bazı esneklik, yasak ve farklılıklardan dolayı gruplara bölünmüşler, bunun detaylarına girmeyeceğim.

      Veganlık ise, hayvanlardan herhangi bir şekilde nimet olarak istifade etmeyi tümüyle reddetmek demektir. Öyle ki süt ve süt ürünleri, yumurta ve bal tüketmeyi de tamamen reddetmek demektir. Bu kadarla sınırlı değil; yapımında hayvansal maddelerden yararlanılan hiçbir giysiyi ve herhangi bir ürünü de kullanmazlar. Yani insanların hiçbir şekilde hayvanlardan yararlanamayacağını savunurlar. Ancak, hayvanlar gibi hissettikleri ispatlanan bitkilerden her şekilde istifade etmek için, onların hayatlarını sonlandırmayı ilginç bir şekilde normâl karşılayabilmektedirler.

     Bunlarla beraber karşı oldukları içinde, bizlerin zaten tamamen karşı olduğu konular da vardır; mesela hayvan deneyleri, sirklerde hayvanların kullanılması, boğa güreşleri gibi. Bunlar her vicdanlı insanın tamamen karşı olması ve engel olmak için gayret etmesi gereken korkunç şeylerdir. Veganlık, üzerinde durduğum gibi çelişkiler içinde olan felsefesine bu doğruları da karıştırmıştır. Ancak bir felsefenin bazı yönlerinin doğru olması, o felsefenin tümüyle doğru olduğunu asla göstermez. Mantığı tümüyle yanlış olan bir felsefenin savunucusunun olması için, en azından bir doğruyu içinde barındırması zaten şarttır.

      Allah bizlere, hayvanlardan çeşitli şekillerde istifade etmemizi helâl kılmıştır, bunlar zaten bellidir. Ancak insanlar sadece eğlensin diye sirklerde -özellikle insanlara gösterilmeyen “eğitimler” sırasında- hayvanlara eziyetler edilmesi ya da o kadar farklı yollar varken sadece daha kolay geldiği için hayvanlar üzerinde zalimce deneyler yapılması korkunç birer zulümdür. Bunlar, insanların duyarsızca kendi kafalarına göre çıkarttığı yollardır ve dikkat ederseniz hepsinin arkasında dünya zevki ve hırsı vardır.

     Dünyadaki bütün zulümlerin karşısında olan Müslümanlar, bu zulümlere karşı da tepkisini gösterir ve fiili olarak da her gerekeni yapar. Etinden, sütünden, yumurtasından, balından istifade ettiğimiz canlıların, yetiştirildikleri ortamda sıkıntılar çekmesi de kesinlikle reddedilmeli, bunun tartışması olmaz. Ancak bunların hiçbirinin çözümü, veganlığın iddia ettiği gibi eti, sütü, balı, yumurtayı tümüyle reddetmek gibi bir sapıklık değil; canlıların temiz, geniş, ferah ortamlarda serbest olacakları şekilde bakılmaları ve yetiştirilmeleridir.

      Her toplum için olduğu gibi, vegan olmayı savunanların tümünü de aynı şekilde eleştirmek doğru olmayabilir. Çünkü bir kısmı sadece yüzeysel düşündüğü için, hayvanların ürettiklerinden hiçbir şekilde istifade edilmemesi gerektiğine ikna edilebilir. Ancak bir kısmı da vegan felsefe ile aslında bambaşka bir hayat görüşünün propagandasını yapmaya çalışır. Üstü kapalı da olsa telkin etmeye çalıştıkları aslında insanı hayvan, hayvanı da insan gibi görmektir. Yani hayvanları yenilemeyecek bir durumda göstererek, insanın onlardan farklı olmadığı mesajını vermektedirler.

      Bir kısmı böyledir ve esas amaçları hayvanın hakkını savunmak değil, imtihanda olan ve hayvanlardan bambaşka çok büyük bir sorumluluğu olan insanı hayvana indirgemektir. Bunu telkin etme sebepleri, aslında kabul ettikleri materyalist hayat görüşüyle ilgili oluyor. Her bir adımında çelişkiler içinde olan bir görüş.

      Hayvanların bir çoğu, diğer hayvanları yiyerek beslenir. Öyleyse insanın, hayvanları yiyerek beslenmesinin yanlış görülebilmesi için, insanın hayvanlardan üstün ve özel bir varlık olduğunun kabul edilmesi gerekir. Ancak bunun kabul edilmesi de, insanın bir hayvan olmadığını ve imtihan için yaratılmış sorumlu bir varlık olduğunu söyleyen dine inanılması anlamına gelmektedir. Dine göre de hayvan eti yemek helâldir. Anlıyor musunuz vejetaryen ve vegan olmayı savunanların nasıl bir çelişki içinde olduğunu?

      Bunu sadece onların çelişkisini göstermek için anlattım; hem “hayvanların insandan ne farkı var, onların etini de yiyemeyiz” diyorlar hem de “hayvanlar birbirlerinin etini yiyor, evet ama biz hayvanlardan farklıyız bu yüzden onların etini yiyemeyiz” diyorlar. Ben şimdi bu insanlara ne diyeyim…

      İnsanların hayvanlardan farklı olması, hayvanların etini yiyemeyecekleri anlamına gelmez. Ama bu -bilinç anlamında- farklı olmaları, onları hayvanlardan farklı görevle yaratan Allah’ın helâl kıldığını yiyebilecekleri, haram kıldığını ise yiyemeyecekleri anlamına gelir. Mesela biz domuz eti yiyemeyiz, sarhoş edici içecekleri de içemeyiz. Çünkü biz, yasak koyucunun sadece kâinatın yaratıcısı olduğunu kabul etmekteyiz. Ve ahlâkı, sadece hak dini kabul edenler temellendirebilir.

    Bitkiler de Hissediyor

     Evet, şimdi gelelim vejetaryen ve vegan olanların asla kabul etmek istemediği en büyük çelişkilerinden birine; bitkilerin de hayvanlar gibi hissettiği ve yenmeye karşı mücadele ettikleri gerçeğine…

     Bitkilerde de bir sinir sistemi var fakat beyin başka bir yapıdır. İnsanda sinir sistemi bir bütün olarak incelenirken 2’ye ayrılır. 1. merkezi sinir sistemdir; beyin ve omurilik. 2.’sine de periferik ya da çevresel sinir sistemi denir. Bu da vücudumuzda her tarafa yayılmış olan o kablolardır. Bitkilerin de sinir sistemi vardır, bizden farklı bir yapıda da olsa vardır. Bitki fizyolojisi ile ilgilenenler bu gerçeği çok iyi bilir zaten.

     Bitkiler üzerinde bilim insanlarının yaptığı çok sayıda deney vardır. Mesela bitkinin dalı kırıldığında, yanında kötü sözler söylendiğinde bitkilerin buna tepki verdiğini gösteren çok sayıda deneysel kanıt vardır. Bitkilere sevgi gösterildiğinde çok daha sağlıklı hale geldikleri tespit edilmektedir.

      Bitkiler de yaratılışları gereği kendilerini yenmekten korumak istiyor, bu gayet doğal/normal. Mesela Afrika savanında gözlenen bir durumdan bahsedeyim. Oradaki zürafalar, çok sevdikleri şemsiye yapraklı akasyalarla besleniyor. Ancak ağaca yaklaşıp yemeye başladıklarında ağaç, yapraklarına zehirli, acı maddeler pompalıyor ve bir süre sonra zürafa yemekten vazgeçerek uzaklaşıyor. Bu ağaç aynı zamanda, komşularını da uyarmak için rüzgar ile taşınan bir gaz salgılıyor. Zürafaların, durumdan bir süreliğine de olsa haberi olmayan akasyaları bulabilmek için daha uzağa gittiği, hatta rüzgâra karşı ilerlediği de gözlenmiştir. [1]

      Benzer olaylar ormanlarda da yaşanır. Mesela ladin, meşe ve kayın, kemirildikleri anda acıyı algılarlar. Tırtıllar yaprakları ısırdığında, o kısmın çevresindeki doku değişir. Bununla beraber yaprak dokusu, elektrik sinyalleri gönderir. [2]

      Kökler zarar gördüğünde de söz konusu uyarılar ağacın tamamına iletilir ve bunun sonucunda yapraklar koku bileşenleri salgılayabilir. Böylece ağaçlar, saldırıları bir süreliğine atlatabilir.

      Ağaçların, kendilerini rahatsız eden böceklerden kurtulmak için izlediği ilginç bir yol da, feromonlar salgılayarak üzerlerindeki o böcekleri yiyecek başka canlıları çağırmalarıdır.

     Meşelerin, kabuk ve yapraklarına zehirli, acı tanenler yayması da bir savunma örneği. Bunlar, böcekleri hemen öldürür veya en azından yiyecekleri bölgeyi lezzetli halinden zehirli bir hale çevirir. [3]

     Bitkilerin de yenmekten kaçındığını ispat eden bu örnekler, ağaçları ve ormanları araştırmaya ömrünü adamış olan Peter Wohlleben’in, “Ağaçların Gizli Yaşamı – Ne Hissederler, Nasıl İletişim Kurarlar? Sırlarla Dolu Bir Dünyada Keşifler” adlı kitabındandır.

     Bitkilerin acıyı hissettiğini, hafızaları olduğunu, hareket etmek dışında hissetmek anlamında hayvanlardan farkı olmadığını ortaya koyan ve yaklaşık 250 sayfa olan bu kitabın arka kapağında yer alan yazarın sözünü ve tanıtımı, kitabı satın almasanız bile internetten ulaşarak hemen okuyabilirsiniz. Ben burada da aktarayım:

     “Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrendiğinizde, artık onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst edemiyorsunuz.” Peter Wohlleben

      Tanıtım kısmı: “Ağaç sosyal bir varlık mıdır? Almanya’da Der Spiegel’in çok satan kitaplar listesinin zirvesinden iki yıl boyunca inmeyip satış rekorları kıran, yayımlandığı birçok ülkede aynı ilgiyi gören bu kitaba bakılırsa sorunun yanıtı evet. Mesleğine tutkuyla bağlı olan ormancı yazar Peter Wohlleben, ağaçların aralarında bir sosyal ağ oluşturduğunu kitabında gayet ikna edici biçimde izah ediyor. Bu alanda yapılmış bilimsel araştırmalar ve kendisinin yıllara dayanan gözlemlerinden yola çıkan Wohlleben’e göre ağaçlar da tipik insan davranışları sergiliyor. Ağaç ebeveynler birlikte yaşadıkları yavrularıyla iletişim kuruyor ve onların büyümelerine destek oluyor. Bunlar yetmezmiş gibi ağaçlar birbirini yaklaşan tehlikelere karşı uyarıyor ve aralarındaki hasta veya acı çeken bireylerle gıdalarını paylaşıyor. Bu kitabı okuduktan sonra, ağaçlara ve ormanlara çok daha farklı bir gözle bakacaksınız…”

     Wohlleben’in kitabı ile beraber Peter Tompkins ile Christopher Bird’in “Bitkilerin Gizli Yaşamı (The Secret Life Of Plants)” adlı kitabını da inceleyebilirsiniz.

     Bitkilerin yenmekten kaçındığına delil olarak, çimlerin, kesildiklerinde yaydığı kokuyu da örnek verebiliriz. Bu kokunun, savunma ve çevredeki diğer bitkileri uyarma amaçlı olduğu açıklanmaktadır. Zarar gördüklerinde yaydıkları bileşenler, kendilerini iyileştirmelerine, korunmalarına ve diğer bitkileri uyarmalarına sebep olur. İnsanların kestiği veya böceklerin yemeye başladığı çimler, koku yoluyla kimyasal sinyaller yayarak aslında hem yardım çağrısında bulunuyor, hem de diğer bitkileri uyarıyor. Böylece bu bitkiler, havaya yaydıkları uçucu maddeler (yeşil yaprak uçucuları) aracılığıyla hem kendileriyle beslenen böceklerin avcılarını davet ediyor, hem de bu sinyalleri uyarı olarak algılayan bitkilerin tedbir almaya başlamalarına sebep oluyor. Ayrıca zarar gördüklerinde ürettikleri asidik bileşenler, hem iştah kapatıcı bir tada bürünmelerini sağlar, hem de yeni hücre oluşumunu tetikler ki bu da yaralarının kapanmasına sebep olur. Mantarlardan ve bakteriyel enfeksiyonlardan korunmalarına da yardımcı olur. [4]

     Bitkilerin hissedebildiği, uzun zamandır bilinmesiyle beraber günümüzde gelişmiş cihazlarla doğrulanmaktadır. Son zamanlardaki çalışmalardan biri de,  ABD’deki Missouri Üniversitesi’nden bilim insanlarının ‘Arabidopsis’ adlı bir bitki üzerinde yaptığı çalışmadır. Bu bilim insanlarının araştırmak istediği, bitkilerin, bir canlı tarafından yendiklerinde, çiğnendiklerinde bunu hissedip hissetmediğiydi. Deneylerinde tırtıl ve gelişmiş ses kayıt cihazları kullandılar. Ses kayıt cihazları tırtılın bitkiyi yerken çıkardığı titreşimleri ayırt ediyordu ve sonuçta bitkilerin de aynı titreşimleri hissettiği keşfedildi. Anlaşıldı ki bitkiler, yendiği zaman bunu hem hissediyor, hem de karşı koymaya çalışıyordu. Çünkü bitkiler sesi algıladığı anda savunma sistemlerini devreye sokuyordu.

      Aynı zamanda bitkilerin diğer doğal titreşimlere aynı tepkiyi vermediği, sadece zarar görecekleri durumda savunmaya geçtikleri tespit edildi. Sonuç olarak Arabidopsis isimli bu bitki, tehlikeyi fark ettiği anda canlının kendisini yemesine engel olabilmek için hardal yağı salgılamaya başlıyor ve bunu yapraklarından dışarıya çıkarıyor. Daha fazla titreşim hissettiklerinde ise daha çok hardal yağı salgılıyorlardı. Missouri Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Bilimleri Bölümü’nden Dr. Heidi Appel şöyle diyor: “Evvelki çalışmalar, bitkilerin müzik gibi akustik enerjilere nasıl tepki verdiğini gösterdi. Çalışmamız ise bitkilerin ekolojik titreşimlere nasıl karşılık verdiğini göstermesi yönünden bir ilk. Açık şekilde gördük ki bitkiler yenme titreşimleri hissettiğinde metabolizmaları değişiyor ve savunma yapmaya başlıyor.”

     Bu araştırmayla ilgili daha detaylı bilgi isteyenler, içinde kapsamlı bilgiye ulaşacakları linklerin ve videonun da bulunduğu bu makaleyi okuyabilir; https://www.sciencealert.com/plants-can-hear-themselves-being-eaten-researchers-have-discovered  (Erişim tarihi: 10 Temmuz 2019)

     Bilim insanlarının (Rex Cocroft ve Heidi Appel) açıklamalarının yer aldığı videoyu dileyenler buradan da izleyebilir; https://www.youtube.com/watch?v=TKQ-CIX9afA (Erişim tarihi: 10 Temmuz 2019)

     Almanya’daki Bonn Üniversitesi Uygulamalı Fizik Enstitüsü’ndeki araştırmacıların (Institut für Angewandte Physik) yaptığı incelemelere göre ise bitkiler, ağlamak veya saldırıyı bildirmek anlamını işaret eden etilen adlı bir gaz salgılamaktadırlar. Ve araştırmanın başındaki Dr. Frank Kühnemann “Bir bitki ne kadar çok strese maruz kalırsa, mikrofonumuza aldığımız sinyal de o kadar yüksek oluyor” diyor. Bu konuyla ilgili detaylı bilgi için de bu makaleyi inceleyiniz; https://www.dw.com/en/when-plants-say-ouch/a-510552-1 (Erişim tarihi: 10 Temmuz 2019)

     Aslında bitkilerin de hissettiğini ve yaşamlarının engellenmesini istemediklerini anlamak için farklı farklı ispatlar sunan bu modern deneyleri bilmeye bile gerek yoktur. Ancak pek çok insanın bitkilerin de bir hayatları olduğunu, hissettiğini, yenmekten kaçındığını ve hatta bağ kurdukları bir ortamları olduğunu daha net idrak ederek vejetaryen ve veganlığın nasıl bir bakış açısının ürünü olduğunu iyice sorgulamasına kapı açacaktır umuyorum.

    Samimi Düşünmek

     Allah’ın helâl kıldığı nimetleri, kendi yüzeysel düşüncelerine göre yasak kılmaya çalışanların her adımda çelişkiler içinde olması kaçınılmazdır. Bu incelemeler tekrar gösteriyor ki vejetaryenlik ve veganlık temelden uzaktır ve vicdani bir gerekçeye dayanmamaktadır.

      İnsanlar bir de, bazı felsefeleri topluma yerleştirebilmek isteyen grupların, vejetaryenlik ve veganlık gibi diğer düşünceleri maske olarak kullanabileceğini de fark etmeyebilir. Yani yerleştirmeye çalıştıkları düşünceleri, diğer düşüncelerin arkasına saklanarak anlatabilirler. Yüzeysel düşünenler de, yaptıkları propagandalardan etkilenerek, vicdan kavramıyla alay eden boş bir görüşü, “vicdan” adına savunabilirler.

      Ve biraz daha düşünelim; bitkiler, et yiyen insanların genelde yediği hayvanlardan çok daha küçük boyutlardadırlar. Dolayısıyla örneğin bir tavuk yiyerek karnını doyuran bir insan sadece bir canlıyı yemiş olurken, sürekli bitkiler ile beslenen biri aynı ölçüde bir yiyecek yemek için genelde 10-20 veya daha fazla canlının hayatını sonlandırmış olur.

      Bir insan elbette sadece canı istemediği için et, süt, bal, yumurta tüketmek istemeyebilir. Ancak burada eleştiri konusu olan, bu nimetleri tümüyle yasak kılmaya çalışmak ve istifade eden insanlar hakkında da olumsuz propaganda yapmak.

      Bütün bunlarla beraber şunu da vurgulamak gerekir ki, hayvanların ve bitkilerin yenmemek için kaçınıyor olmaları imtihan dünyasının bir gereğidir. Eğer böyle bir kaçınma olmasa zaten doğadaki sistem çökerdi ve ayrıca imtihan dünyası da olmazdı. Her canlının doğrudan kendilerinden tabağımızın önüne geldiği bir dünya, takdir edeceğiniz üzere her şeyin sebebe bağlı gösterildiği imtihan dünyasında olmayacak bir durumdur.

      İnsanlar, bitki ve hayvanlara karşı davranışlarında, niyetlerinden sorumludur. Mesela kedilerin, yemek için değil, sadece oyun amaçlı kendinden küçük bazı canlılara zarar verebildiğine belki şahit olmuşsunuzdur. Onlar bundan sorumlu değildir, çünkü onlar hayvandır. Ama insan sorumludur, insanlar sadece Allah’ın helâl kıldığı ölçüde bitki ve hayvanlardan istifade edebilir. Eziyet etmek ve zulmetmek amaçlı bu canlılara yaklaşan bir insan elbette zalimdir, günahkârdır. Canlılara böyle zarar verenlere, gereken cezayı insanlar da vermelidir.

      İnsanın yapması gereken haddi aşmayarak, insan, bitki veya hayvan olan hiçbir varlığa kötü davranmayarak, Allah’ın helâl kıldığını helâl ve haram kıldığını da haram kabul ederek Allah’a kulluk etmek ve verdiği nimetler için O’na samimi olarak şükretmektir. Ahlâkın, vicdanın gereği budur.


    Onur Mustafa Ezber



    [1] Peter Wohlleben, Ağaçların Gizli Yaşamı, çev. Ali Sinan Çulhaoğlu, Kitap Kurdu, 2. Baskı, s. 20

    [2] a.g.e., s. 20

    [3] a.g.e., ss. 21-22

    [4] Bilim ve Teknik, Sayı 621, s. 58, Ağustos 2019

  • Görseller
    2.935 kere okundu

    Bu sayfada, bilim insanları hakkında bilgilerin ve bilim insanlarına ait sözlerin yer aldığı, hazırladığım bazı görselleri bulacaksınız. İsimlere tıklayarak açabileceğiniz görselleri indirebilir ve üzerlerinde hiçbir değişiklik yapmadan istediğiniz gibi paylaşabilirsiniz.

    Muhammed Abdüsselam

    Alexander Polyakov (1)

    Alexander Polyakov (2)

    Alper Bilgili (1)

    Alper Bilgili (2)

    Alper Bilgili (3)

    Aziz Sancar

    Enis Doko (1)

    Enis Doko (2)

    Enis Doko (3)

    Enis Doko (4)

    Enis Doko (5)

    Enis Doko (6)

    Enis Doko (7)

    Enis Doko (8)

    Enis Doko (9)

    Enis Doko (10)

    Enis Doko (11)

    Enis Doko (12)

    Francis Collins

    Mücahit Gültekin

    Fuat Sezgin