• Kur'an'a Dayalı Yazılar

    Kur’an’a Göre Evlilik Dışı Cinsel İlişki Haramdır

    905 kere okundu


     Kur’an’a göre evlilik dışı cinsel ilişkinin haram olduğu gerçeğini normal akla sahip her insan apaçık görür. Onlara bu açıklamayı yapmak durumunda kalmaz hiç kimse. Ama akıllarını ve imanlarını ortadan kaldırıp, onun yerine sapıklığı tercih edenlerin çarpıtmalarını deşifre etmek, her müslümanın görevi olmalıdır.

     Kur’an’ın hemen her bölümünden, evlilik dışı cinsel ilişkinin haram olduğu hem doğrudan, hem de ayetlerin bütünlüğünden anlaşılıyor. Sadece evlilik ile ilgili hüküm ve şartları içeren ayetlerin var olması bile yeterli evlilik dışı cinsel ilişkinin haram olduğunu anlamak için. Bu kadar açık bir gerçeği anlatmaya çalışmak zorunda kalmak rahatsız edici ama zorunlu oluyor. En azından, kendi gruplarını “mehdi cemaati” olarak göstermeye çalışan ve bu yolla haramları helal gibi gösteren ahlaksız ve şaşırmış örgütü/grupları bile bile desteklemeye devam etmek isteyenlerin ahirette azabının artmasına vesile olmak duasıyla anlatmak istiyorum.

     Kur’an’a göre Müminler, evli olmadıkları kişilere karşı bakışlarını bile sınırlayan insanlardır. İslam’da evlilik gibi bir değer var, insanlar hayvan değildir. Allah Nur Suresinin 30. ayetindeki emrinin aynısını, bir sonraki ayette kadınlara da emrediyor;

    “Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır.”
    (Nur Suresi, 30)

    “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar…” (Nur Suresi, 31)

     Ayrıca ayetteki bazı Arapça kelimelerle ilgili daha detaylı bilgi sahibi olmak gerekirse de farklı farklı uzmanların açıklamalarını incelemekte yarar olacaktır. Mesela bu ayetteki “ferc” kelimesiyle ilgili olarak, Arapçayı çok iyi bilen, ömrünü Kur’an’ı anlamaya adamış ve Kur’an meali hazırlamış bazı insanların ifadelerini de aktarmak istiyorum;

    Erhan Aktaş, bu ayetteki kelimeyle ilgili olarak kendi mealindeki notta şöyle diyor:

    “ ‘Furûc’lerini; yani, mahrem yerlerini, namuslarını, ırzlarını korusunlar. Ferc; sözcük olarak erkek veya kadının cinsel organı anlamına gelmektedir.”

    Mehmet Türk, kendi mealindeki notta şöyle diyor:

    “Ferc: İki şey arasındaki açıklık demektir. Bu suretle gerek erkek gerek dişi insanın bacaklarının arasındaki açıklık için de kullanılır. Buna lisanımızda “apış arası” denir ve bu tabir ile avret mahallinden kinaye edilir. Kur’an’da ferc kelimesi hem erkek hem de dişi için kullanılmıştır. Yani kadın ve erkeğin avret mahalli demektir.”

    Süleymaniye Vakfı, mealinde şu detayı veriyor:

    “Ferc, iki kolun arası ile iki bacağın arasındaki organlardır. (Lisan’ul-arab)”


     Allah bu ayetlerde iman eden erkeklere ve iman eden kadınlara hitap ediyor, yani evli olmadıkları kişilere karşı nasıl davranacaklarını bildiriyor. İnsanların namuslarını/iffetlerini koruması, evlilik dışı cinsel ilişkiye girmemeleriyle oluyor.

     Münafıkların çarpıtmasına göre ise iman eden erkekler, iman etmediklerine karar verdikleri kadınlarla evlilik dışı cinsel ilişkiye girebilir. Bu olağanüstü derecede akılsızca, kahpece ve ahlaksızca bir çarpıtmadır, müslümanları aşağılamak ve akıllarıyla alay etmektir.

     Allah ayette iman eden erkeklere hitap ediyor; bunun, karşısındakinin inancıyla zerre kadar alakası yok, bu, ayetle alakasız bir saçmalıktır. Ayete göre bir erkek, karşısındakinin hayat görüşü ne olursa olsun onunla evlilik dışı cinsel ilişkiye girdiğinde zaten cinsel organını, iffetini, namusunu korumamış ve zina yapmış oluyor. Kadın da aynı şekilde.

     Ki zaten evliliğin Kur’an’da bildirilen birçok şartı var ve ancak bu şartlar gerçekleştirildikten sonra evlilikle beraber cinsel ilişkinin helal olmasıyla ilgili ayetler çok açık. Evlilik dışı cinsel ilişki haram olmasa zaten evlilik, nikah diye bir şey neden olsun Kur’an’da? Ve bu evliliklerin neden birçok şartı olsun Kur’an’da? Evlilik dışı cinsel ilişki helal olsa, Allah Kur’an’da evlilik şartlarını niye emretsin? Üstelik kimlerin haram, kimlerin helal olduğuna kadar detaylı anlatıyor Allah. Akıl hastası olmayan, şaşırmış olmayan ve münafık olmayan bir insan bunu hemen anlar.

    Mesela Allah Nisâ Suresinin 22. ayetinde; “Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlamayın. Ancak (cahiliyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, ‘çirkin bir hayasızlık’ ve ‘öfke duyulan bir iğrençliktir.’ Ne kötü bir yoldu o!…” buyurarak evlenilmeyecek insanları anlatıyor ve “Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz…” şeklinde başlayan bir sonraki ayette de aynı şekilde.

     Bu ayette sayılan insanlarla aynı evde yaşanıyor, bunda bir problem yok, yani evde yaşamak, sohbet etmek helal. Bir müslüman, bu yakınlarıyla aynı evde yaşayabiliyor, insanların hemen hepsi böyle yaşar zaten. Demek ki buradaki mesele, aynı evde yaşamakla ilgili de değil. Öyleyse ayette neyin haram kılındığı bildirilmiş oluyor, yani konu ne? Tabii ki bu sayılan insanlarla evliliğin haram kılındığı ve dolayısıyla evlilikten sonra gelen cinsel ilişkinin haram kılındığı anlatılıyor ayette. Çünkü cinsel ilişki zaten ancak evlilikle, nikahla mümkün. Evlenilmeden, nikah olmadan cinsel ilişki haram.

     Şimdi o çevresindeki imanı zayıflara kendisini mehdi, kurtarıcı, imam, resul olarak kabul ettiren ve bunlar gibileri destekleyen münafıkların kafasına göre, bu insanlar müslüman olmasa onlarla cinsel ilişkiye girmek helal mi olacak? Ne kadar saçma ve ne biçim hüküm veriyorlar? Çok açık ki evlilik şartları var Kur’an’da ve yine çok açık ki cinsel ilişki ancak evlilikle helal olmaktadır.

     Müslüman bir erkek, babasının nikahladığı kadınla sohbet edebilir, karşılaşabilir, konuşabilir, normal bir insan gibi. Buna dair bir haram hatırlamıyorum. Öyleyse Nisâ Suresinin 22. ayetinde haram kılınan şey ne? Haram kılınan şey, onlarla nikahlanmak. Nikahın amacı da zaten cinsel ilişkinin helal hale gelmesi. Ayette وَلَا تَنْكِحُوا (Velâ tenkihû) “nikahlamayın” buyuruluyor. Bu insanlarla aynı ortamda bulunmak ve konuşmak zaten haram olmadığına göre, demek ki nikahlanmanın helalleştirdiği şey cinsel ilişki. Yani Kur’an’a göre, insanlar arasında cinsel ilişkiyi helal hale getiren tek yol nikahlanmak, yani evlilik.

     Evlilik hakikatinin önemini Nur Suresinin 32. ayetinden de anlıyoruz; Allah evlendirmeyi hem emrediyor, hem de fakirliğin bile buna engel gösterilemeyeceğini bildiriyor: “İçinizde evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah, kendi fazlından onları zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir.”

     Özellikle bir sonraki ayet, yani Nur Suresinin 33. ayeti, evlilik dışı cinsel ilişkinin haram olduğunu, en zayıf akıllılarının bile anlayacağı kadar net bir şekilde gösteriyor. Allah ayette; “Evlenme imkânını bulamayanlar ise, Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar…” buyuruyor.

     “Evlenmediysen iffetini korumak” ne demek? “Evlenmediysen müslüman olmadığına karar verdiğinle veya istediğinle cinsel ilişkiye gir” mi demek? Tabii ki böyle değil.

     Çok açık bir şekilde; evlenecek imkânı bulamayanlar, Allah imkânlarını arttırıncaya kadar sabredip namuslarını korusunlar, yani cinsel ilişkiye girmesinler demek. Sonra imkân bulup evlendiklerinde de helalleriyle helal ilişkiye girebiliyorlar. Buradaki imkân, evlilik için gereken şartlarla ilgili, mesela mehir vermek gibi veya diğer şartlar.

     Cehaleti sebebiyle ve insanları kendi kontrolü altında tutmak için ayetleri örtbas ederek çarpıtmaya çalışanlar sebebiyle kandırılan insanlar müslüman olmak istiyorlarsa, ahlaksız cemaatlerden/gruplardan yüz çevirmeli ve Kur’an’a tabi olmalıdır. Allah’ın adıyla aldatılmak, insana en büyük kötülükleri bile süslü ve normal gösterir.

     Bu kadarı yeterli elbette fakat evlilik dışı cinsel ilişkinin haramlığını Yusuf Suresi’nde de açıkça görüyoruz ama kör olmak isteyenler bu hakikatleri hep geçiştirir. İşlerine geldikleri zaman da Hz. Yusuf’a atılan evlilik dışı cinsel ilişki iftirasını kendilerini aklamak için kullanırlar, yani kendilerine Hz. Yusuf’a atıldığı gibi evlilik dışı cinsel ilişki iftirası atıldığını söylerler. İşte bunlar bu kadar zalim, bu kadar sapkın, bu kadar imansız, bu kadar şaşırmış tipler. Vicdanlı bir insan, bir müslüman, böyle şaşırmış ve zalim bir toplulukla asla aynı yolda devam etmez.

     Allah Hz. Yusuf’un imanını, iffetini, samimiyetini Yusuf Suresinin 23 ve 24. ayetinde de bizlere anlatıyor. Allah muhlis kullarına burhanını gösterip kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırıyor.

    “Bulunduğu evin kadını, ısrarla ondan yararlanmak istedi. Bütün kapıları kapadı. “Haydi, gel” dedi. Yusuf: “Allah’a sığınırım. O benim Rabbimdir. Bana iyi bir makam verdi. Çünkü yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar” dedi. Kadın onu gerçekten istiyordu. Eğer Rabbinin bürhanını görmeseydi Yusuf da onu isterdi. Hep böyle olur. Bu (ilham), kötülüğü ve çirkinliği ondan uzaklaştırmamız içindir. Çünkü o, yürekten bağlılığı olan kullarımızdandır.” (Yûsuf Suresi 23-24)

     Furkan Suresi’ndeki ayetlere göre de zina edenler, ebediyyen azabın içinde aşağılanmış olarak kalacak olanlar arasındadır. Sadece tevbe edenleri Allah bağışlayacağını bildiriyor. Bu tevbe; elbette tertemiz insanlar dahil birçok insanı kirleten sapık, dinin arkasına gizlenip dini kullanan batıl ve şaşırmış örgütlerden yüz çevirip uzaklaşmak ile mümkün. Bu ahlaksız örgütlerden uzaklaşmamak, aynı sistemi desteklemek ve ayakta tutmak, meşru göstermek demektir; tertemiz olabilecek gençleri, insanları bu pisliğe, bataklığa sürüklemek demektir.

     “Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilaha tapmazlar (yalvarmazlar). Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’ karşılaşır. Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır. Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların kötülüklerini Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Furkan Suresi, 68-70)


    Onur Mustafa Ezber

  • Kur'an'a Dayalı Yazılar

    HÜSNÜ ZAN KAVRAMI NASIL ÇARPITILIYOR VE KUR’AN’A GÖRE HÜSNÜ ZAN NEDİR?

    475 kere okundu


    Şaşırmış ve sapkın gruplar “hüsnü zan” kavramını da çarpıttılar. Oysa Nûr Suresinin 12. ayetinden hüsnü zannın nasıl olacağını anlıyoruz. Ayete göre hüsnü zan, iftiralar atılmamasıdır ve bu iftiraların dillendirilmemesidir. Kendi cemaat veya gruplarından olmayan insanlara iğrenç iftiralar atanlar, işte bu ayete tam aykırı davranmış oluyor.

    Mehdi, imam veya resul zannettikleri liderlerinin sapkınlıklarını ortaya koyup insanları korumaya çalışanlara hakaretler edenler, iğrenç iftiralar atanlar, dünyada da ahirette de bu iftiralarının bedelini en ağır şekilde ödeyecektir. Onlarla beraber olanlar da ödeyecek. Onlar için bu dünyada da ahirette de büyük bir aşağılanma vardır. Nitekim Allah, yaptıkları kötülüklerin sonuçlarının bir kısmını yakın zamanda tattırıyor, üstelik şimdilik sadece kendi çirkinliklerinin meydana çıkmasının sonucunu kısmen tattılar. İftiralarının sonucu ise kuşkusuz daha ağır olacaktır.

    Allah onlara “iftira atmayın” buyuruyor onlar ise birinin mehdi olduğunu kabul etmeyi hüsnü zan yerine koyuyorlar. Hüsnü zan kavramını çarpıtıp, mehdi zannettikleri saptırıcıya akıllarını ve vicdanlarını teslim edip binlerce insana sû-i zan da, kötü zanlarda bulunuyorlar, iftira atıyorlar. Böylece adeta, çarpıttıkları hüsnü zan kavramını kullanarak, sû-i zannı meşrulaştırıyorlar. Ayetteki hüsnü zan kavramıyla alakaları olmadığı gibi, inkâr ediyorlar. İnkâr etmelerinin yolu da işte böyle Kur’an dışı bir mantık geliştirerek hüsnü zan kavramını çarpıtmaları.

    Bu çarpıtmayı yaptıktan sonra, artık büyük günahları ve iftiralar atmayı meşru görüyorlar. Çünkü “mehdi” zannettikleri kişi, kimi kötülerse ona her türlü iğrençlik yakıştırılır bunlara göre. İşte sapma budur, Allah’ın dosdoğru yolundan böyle sapılıyor. Onlar ise kendilerini hidayette zannediyorlar. Herkes yaptıklarının, söylediklerinin sonucunu kesinlikle tadacak, sonuçlarına katlanacak ve bunun için bir bahane de öne süremeyecekler. Bu zulümlere ses çıkarmayan vicdanlarını çürütmüş insanlar da, dini görünümün arkasına saklanarak Allah’ın Adaletinden kaçamayacak.

    “Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.” (A’râf Suresi, 30)

    “Ve dediler ki: ‘Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular. Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet ile lanet et.’ “ (Ahzab Suresi, 67-68)

    Onur Mustafa Ezber

  • Kur'an'a Dayalı Yazılar

    Kur’an’daki “Muhtedûn” Kelimesiyle İlgili Yapılan Bir Çarpıtma Hakkında

    581 kere okundu

    Hadisleri çarpıtmayı yeterli görmeyen sapık cemaatin münafıklarının yaptığı bir çarpıtma da, Yâsîn Suresinin 21. ayetinde geçen “muhtedûn” kelimesiyle ilgili. Düşünen insanlar yani müslümanlar, bunların çelişki ve yalanlarını anladığı için, onlar yeni yalanlar da üretmeye mecbur kaldılar. Çünkü bir yandan “Kur’an yeterlidir” deyip bir yandan hadislerle mehdiliği savunmalarının apaçık bir çelişki olduğunu iman eden her insan anlıyordu. Buna getirdikleri çözüm de ayetleri böyle çarpıtmak oldu.

    Ayette geçen “muhtedûn” kelimesi “doğru yolu bulanlar”, “hidayet bulmuş kimseler”, “hidayet üzeredirler”, “hidayete erdirilmiş kimseler”, “hidayete ermiş kimselerdir” anlamlarına gelmektedir.

    Çarpıtanlar, “muhtedûn” kelimesini, ayet içindeki bağlamından ayırıp “mehdi” kelimesinin çoğulu olan “mehdiler” anlamına geldiğini söyleyerek hadislerde anlatılan mehdinin Kur’an’ın bu ayetinde de geçtiğini söylemişlerdir. Oysa ayette bildirilenlerle hadis kaynaklarında anlatılan mehdinin hiçbir alakası yoktur.

    Aslında ayetlerde bahsedilen konu, surenin 13. ayetinden itibaren başlıyor, konunun tam doğru anlaşılabilmesi için 13. ayetten başlanarak okunması gerekir. Ayet, belde halkına gönderilen elçilerle ilgili. Ben burada sadece kelimeyle ilgili çarpıtmayı anlatmak için 2 ayeti aktarıyorum:

    “Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi. ‘Ey kavmim!’ dedi, ‘bu elçilere uyunuz!’ ‘Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete ermiş kimselerdir.’ ” (Yâsîn Suresi 20-21)

    21. ayetin Arapça okunuşu şöyle: “İttebi’û men lâ yes-elukum ecran vehum muhtedûn(e)”

    İşte buradaki مُهْتَدُونَ (muhtedûn) kelimesi bağlamından koparılıp, cahil insanlar kandırılmaya çalışıldı. Biraz aklı çalışan bir insan anlar ki “hidayete ermiş” anlamına gelen “mehdi” kelimesinin çoğulu “muhtedûn” olsa da, öncelikle kelime çoğuldur. Yani ayette mehdi geçmediği gibi birçok hidayet üzerinde olan elçilerden bahsediliyor. Gelen başka bir kişi de o kişilerin hidayete ermiş olduğunu ve insanlardan ücret istemediklerini, yani bir çıkarlarının olmadığını, onlara güvenebileceklerini bildiriyor.

    Normalde cevap bile verilmeyecek kadar çarpıtma olduğu açık bu konuya değinmek istemezdim ama nice bilgisi zayıf insan Kur’an’a uymak yerine bu aldatıcıların oyuncağı haline geliyor. Bunun gibi sayısız çarpıtma örneği var; ben sadece zerre kadar imanı olanlara birkaç örneği göstererek, ayet çarpıtmak gibi çirkin bir cesareti ve alışkanlığı olan yapıdan kurtulmaya, arınmaya, Kur’an’a yönelmeye davet ediyorum.

    Ayette geçen مُهْتَدُونَ (muhtedûn) kelimesi 8 farklı ayette geçmektedir. Bu ayetlerden sadece birini alıp, o ayeti de bağlamından kopararak “işte Kur’an’da mehdi varmış” demek samimiyetsizlik ve hadsizliktir.

    “Muhtedûn” kelimesinin geçtiği diğer 7 ayeti aktarıyorum; Bakara Suresi, 70; Bakara Suresi, 157; En’âm Suresi, 82; A’râf Suresi, 30; Zuhruf Suresi, 22; Zuhruf Suresi, 37; Zuhruf Suresi, 49.

    Özellikle A’râf Suresinin 30. ve Zuhruf Suresinin 37. ayetinin dikkatle okunmasını tavsiye ederim. “Muhtedûn” kelimesini iddia edildiği gibi “Mehdiler” olarak alıp bu ayetleri öyle düşündüğümüzde, kendilerini mehdi zannedenlerle karşılaşırız. Ayetlerin son kelimeleri yine tam olarak aynı şekilde مُهْتَدُونَ (muhtedûn). Bu durumda, ilgili 2 ayetin sonu “onlar kendilerini mehdiler zannederler” şeklinde çevrilmektedir. Allah bu sahtekârları, kendi kurdukları tuzağa düşürüyor. Bu ibretliktir.

    Ayetlerin mealleri şöyle;

    “Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti. Çünkü bunlar, Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten onları doğru yolda saymaktadırlar.” (A’râf Suresi, 30)

    “Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.” (Zuhruf Suresi, 37)

    Kur’an’a göre; insanları doğru yola ileten, hidayetin kaynağı Kur’an’dır. İsra Suresinin 9. ayeti:

    “Şüphesiz, bu Kur’an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü’minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.” (İsra Suresi, 9)


    Onur Mustafa Ezber

  • Kur'an'a Dayalı Yazılar

    Mehdi inancı ile ilgili bütün bilgiler sadece hadis kaynaklarında mevcuttur. – Nisa Suresinin 75. Ayeti ile İlgili Bir Çarpıtma Hakkında

    449 kere okundu


    Daha önce bu ayet de birçok defa çarpıtıldı ve Allah’ın söylemediği şeyler, Allah tarafından söylenmiş gibi gösterildi. Kur’an’a göre Allah adına yalan söylemek en büyük zalimliktir. Söylenmiş yalan söz, küçük gibi görünen bir söz bile olsa, Allah adına söylenmişse hafife alınamaz, büyük bir günahtır. Bu yüzden Nisa Suresinin 75. ayetiyle ilgili çarpıtmanın detayına girmeden önce, ayetleri çarpıtarak Allah adına yalan söylemenin ne anlama geldiği ile ilgili ayetleri aktaracağım;

    “Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir? İşte bunlar, Rablerine sunulacaklar ve şahidler: ‘Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır’ diyecekler. Haberiniz olsun; Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir.” (Hud Suresi, 18)

    Bununla ilgili olarak Yunus Suresinin, 17. ; Zumer Suresinin, 32. ve En’am Suresinin 93. ayetlerini de okuyabilirsiniz.

    Nisa Suresinin 75. ayetinde Allah şöyle buyuruyor:

    “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli gönder, bize Katından bir yardım eden yolla’ diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?”

    Kendilerinin mehdi olduğu şeklindeki batıl inançlarını meşrulaştırmaya çalışanlar, sadece hadisleri isteklerine göre kesip yorumlayıp çarpıtmaz, aynı zamanda Kur’an ayetlerini de çarpıtarak batıl iddialarını doğru göstermeye çalışırlar.

    Kur’an’da mehdilikle ilgili hiçbir ayet olmadığı apaçıktır, hatta hadisleri ve mehdilik konusunu en iyi savunanlar bile bunu ifade etmekten geri durmamaktadır. Bunu anlamak için Kur’an’ı okumak yeterli, bunu belirten bir alimin örnek gösterilmesine gerek yok. Fakat hiç araştırılmamış olması ihtimalini dikkate alarak, bir örnek göstermenin yine de faydalı olabileceğini düşündüğüm için mehdiliği ve hadisleri savunan Mehmet Talu hocanın bir sözünü aktarmak istiyorum. Mehmet Talu, Yılmaz Tunca’nın sunduğu, 25 Mart 2011 tarihli bir sohbetinde “Mehdi inancıyla alakalı Kur’an-ı Kerim’de herhangi bir ayet-i kerime bulunmamaktadır.” diyerek zaten Kur’an okuyan her müslümanın bildiği gerçeği ifade ediyor. Bakınız, 4. dakikasında; https://www.youtube.com/watch?v=Tn7fk9GPmrQ&t=260s

    Fakat insanları kandırmak isteyenler için Allah’ın ne dediğinin önemi olmaz. Onlar için önemli olan, insanları kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek ve kendi amaçlarını meşru gösterebilmek. Bu ayet de bu amaçla çarpıttıkları ayetlerden biri. Bunlara “ayetleri tahrif etmeye çalışma, olmayan konuları ayetleri çarpıtarak varmış gibi göstermeye çalışma, Allah’tan kork, var olan hakikatleri yeterli gör” dendiği zaman, bunlar kibirlenip kendilerini aklamak niyetiyle daha fazla ayeti çarpıtmaya çalıştılar.

    Çarpıtanların ifadesine göre bu ayet, mehdiyle ilgili ve yine bunlara göre bu ayet bir kurtarıcı beklemenin ve kurtarıcı için dua etmenin farz olduğunu gösteriyor. Normalde farz olanları bile farz göstermemek için binbir türlü yöntem geliştirenler, ideolojilerini desteklemek için Allah adına böyle yalan söyleyebilmektedirler.

    Ayete göre kurtarıcı beklemek ve kurtarıcı için dua etmek farz değildir; ayete göre farz olan, zulmedilen insanları kurtarmak için bütün müslümanların gayret etmesidir. Allah ayette mazlumların duasını bize aktarıyor ve müslümanlara savaşmayı farz kılıyor.

    Ayete göre mazlumlar için gayret etmek ve yardımcı olan olmak, bütün müslümanların sorumluluğudur. Her müslüman bu konuda yarışmalıdır. Çünkü Allah, ayette iman edenlere hitap ediyor. Yani insanları zulümlerden korumaya ve kurtarmaya çalışması gereken; veli, kurtarıcı, yardım edici, sahip olması gereken biz müslümanlarız ayete göre.

    Allah ayette bize “Size ne oluyor ki savaşmıyorsunuz” buyuruyor, “kurtarıcı için dua edin” demiyor, sadece iman eden mazlumların duasını aktarıyor ki onları kurtarmaya çalışan kurtarıcılar biz müslümanlar olalım.

    Beklemeyi teşvik edici izahlar; hem Allah adına yalan söylemektir, hem de acil yardıma ihtiyacı olan mazlumlara/fakirlere maddi ve gereken diğer yardımları yapma niyeti olan müslümanları, kendine bağlayarak kendi kibri için kendi çıkarlarına hizmet eder hale getirmeye çalışmaktır.

    Allah buna benzer çarpıtmalar yapan münafıkları, Kitapta olmayanları insanların Kitaptan sanması için dillerini eğip bükenleri ayetinde şöyle bildiriyor:

    “Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. “Bu Allah katındandır” derler. Oysa o, Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah’a karşı (böyle) yalan söylerler.” (Al-i İmran Suresi, 78)

    Onur Mustafa Ezber

  • Kur'an'a Dayalı Yazılar

    Kur’an’a Göre, İnsanlardan Gizlenmesi Gereken Haram Veya Helaller Yoktur

    680 kere okundu



     Allah’ın dininde, sadece belli kişilerin bilmesi gereken gizemli hükümler, gizli haram veya gizli helaller yoktur. Kur’an’a iman etmiş biri bilir ki, Allah’ın hükümleri apaçıktır ve müminler bu hükümleri apaçık tebliğ eder. Yani, insanlardan çekinildiği için zerre kadar bile olsa hüküm saklanması mantığı, başlı başına Kur’an dışı sapkın bir mantıktır, İslam’a hakarettir.

     Kur’an’a göre Allah’ın insanlardan gizlenmesi gereken hükümleri yoktur. Nahl Suresinin 82. ve Ahkaf Suresinin 9. ayetlerinde bu açıkça bildiriliyor. Bir şeyler gizleyenler, kendilerinin sapkın olduklarını bildikleri için çarpıtmalarını gizleme yoluna giderler. Gizlesinler, çünkü sapkınlıklar gizlenir elbette. Bu tip grupların kabulleri zaten sapkın ve ahlaksızca, gizleseler de gizlemeseler de fark etmez. Burada dikkat çekilen, mantıklarının bile Kur’an ile çeliştiği gerçeği. Gizleseler de sapkınlar, gizlemeseler de sapkınlar bu ayrı bir konu. Bir müslüman, akıl sahibi olması sebebiyle bilmeli ki bu tip grupların/cemaatlerin İslam ile alakası yoktur.

    “Elif, Lâm, Râ. Bunlar, apaçık Kitab’ın ayetleridir.” (Yusuf Suresi, 1)

    “(Bu,) İndirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. İçinde, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz diye apaçık ayetler indirdik.” (Nur Suresi, 1)

    “Ve Allah size ayetleri açıklıyor; Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir.” (Nur Suresi, 18)

    “Andolsun Biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini/dileyeni doğru yola yöneltip iletir.” (Nur Suresi, 46)

     Sadece belli noktaya gelmiş olanlara belli “dini” bilgilerin aktarılmasının Kur’an’da bildirilenlerle hiçbir alakası yoktur ve bu tip mantıklar, şaşırmış ve sapmış gruplar arasında olur. Bunlar her ne kadar İslam’la alakalı görünen ifadeleri kullansalar da yaşadıkları din İslam değildir, bunun iyi anlaşılması gerekli. Bunlar kendilerini aldatarak, dini de kullanarak yaptıkları telkinlerle hidayette, doğru yolda olduklarını zannetmekte ve dışarıya bunu telkin etmektedirler.

     Bunlar sistemlerini Allah’ın dini adı altında kuruyorlar ve kendilerince belli seviyeye geldiklerini düşündükleri kişilere de “aslında şunlar şunlar helaldir ama başkalarına söyleme” diyerek haramları helal gösteriyorlar.

      Öncelikle bir müslüman hiç kimseyi, özellikle de hiçbir müslümanı aldatmaz, yani her yerde olduğu gibi görünür. Medyayla, kitaplarla kendini farklı tanıtıp, etrafına iyi niyetli ve temiz müslümanları sinsice çekip, kişisine göre 1 sene 5 sene veya 10 sene sonra da onlara ahlaksızlıkları açıklayıp dayatıp bin türlü psikolojik ve çeşitli baskılarla kendine bağlayan bir tip müslüman olmaz. Bu ancak iki yüzlülüktür, işte münafıklık budur. İslam alemindeki münafıklar, bunlardır. Bunlara tabi olmuş olanlar batıl bir sisteme tabidir, zannettikleri gibi hidayet üzerinde değildirler ve elbette tabi oldukları da “mehdi” değildir.

     Bir müslüman, bir topluluğa yaklaşmadan önce o gruptan dürüst bir açıklama umar değil mi? Yani aldatılmayı beklemez, dışarıya göründüğünden farklı bir yapıyla karşılaşmak istemez. Yani daha en başından, olduğu gibi tanımak ister ki doğru bir yolda değillerse en başından uzak dursun. İnsanları en başından olduğu gibi, doğru tanımak ve istemediklerinden uzak durmak, her insanın hakkı.

     Ama münafık bir örgüt bu hakkı tanımaz, çünkü bunların amacı sadece insanları kendilerine bağlamak. Bunun İslam’la hiçbir alakası yoktur. Bu bağlamayı da iki yüzlülükle, insanlara olduklarından farklı görünerek, sahtekârlıklarla yapıyorlar. Bir müslüman, sadece bunu düşünerek bile bu tiplerin Kur’an’a uymadıklarını, kendi ürettikleri yanlış bir yolda olduklarını anlar.

     Kur’an bütün batılları ortadan kaldırıyor. Önemli olan insanların, kalpleri ve akıllarıyla özgür bir şekilde Kur’an’a yönelebilmeyi başarabilmesi. Bunu başarabildikleri zaman çevrelerindekilerin hiçbir dedikodusunun, kınamasının veya alkışlarının önemi olmadığını anlayacaklar ve onların yaptıkları bütün ayet, hadis ve olay çarpıtmalarının geçersizliğini görecekler.

     Tabi bunun için önce psikolojik baskılarından ve binbir türlü psikolojik taktiklerle yaptıkları bağlamalardan kurtulabilmeleri ve arınabilmeleri gerekir. Bu da ancak onlardan tamamen yüz çevirmeleri ve uzaklaşmaları ile mümkün.

    “Mümin”in kim olduğunu, İslam’ı kullanmaya çalışanların ayetleri ve hadisleri kullanıp çarpıtarak anlatmasından değil, doğrudan Allah’ın Kitabından öğrenecekler. Vicdanlarını baskılamaya devam etmedikleri zaman, yani kâfirlikten kurtuldukları zaman bu gerçeklere doğrudan şahit olacaklar.

    Onur Mustafa Ezber

  • Kur'an'a Dayalı Yazılar

    EŞCİNSELLİK YAPAN AHLAKSIZ KAVMİN HELAK OLMA NEDENİ İLE İLGİLİ YAPILAN BİR ÇARPITMAYA CEVAP

    1.607 kere okundu


    Bu yazımda “Lut kavminin helak nedeni eşcinsellik yapmaları değil, bunu halkın önünde açıkça yapmaları ve eşcinsel tecavüzler yaparak tatbik etmeleriydi” diyenlerin çarpıtmasına ayetlere dayanarak cevap veriyorum.

    Kur’an’a göre Hz. Lut’un uyardığı kavim, eşcinsel sapık ilişkilerde bulunduğu için helak edilmiştir. Bu çok açık. Ancak başkalarına şirin gözükmek için ayetleri çarpıtmaya çalışanlar, insanların aklıyla alay ediyorlar.

    Yazımda öncelikle bu kişilerin çarpıtmaya çalıştıkları ayeti aktaracağım ve diğer ayetler ile beraber değerlendirip apaçık olanı ifade edeceğim. Bu kişiler, iddialarına delil olarak Ankebut Suresinin 28, 29, 30 ve 31. ayetini göstermeye çalışıyorlar. İddialarının esas sebebi ise 29. ayetteki “yol kesme” ile ilgili ifade. 29. ayetin hazırlanan bir meali şöyle:

    “Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve biraraya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız?” Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: ‘Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah’ın azabını getir’ demek oldu.”

    Eşcinsellik yapan kavmin helakı, bildiğiniz gibi sadece bu ayetlerde anlatılmıyor. A’raf Suresi, 80-84; Hud Suresi, 74-83; Hicr Suresi, 57-77; Enbiya Suresi, 74-75; Şuara Suresi, 160-175; Neml Suresi, 54-59; Kamer Suresi, 33-39. Buraya yazmadığım başka ayetler de var ise bildirebilirsiniz. Gördüğünüz üzere konuyu eksiksizce anlamak için bu ayetlerin hepsinin okunması gerekli. Neden hepsinin okunması gerekli? Öncelikle eksik anlamadığımıza da emin olmalıyız. Allah, ilgili konuyu bazı surelerde kısa olarak anlattığı gibi, bazı surelerde detaylı ve uzun anlatıyor. Bazı surelerde zamanlama konusunda netliğe şahit olduğumuz gibi, bazı surelerde zamanlamadan çok konunun vurgulandığına şahit oluyoruz. Her bir ayet birbirini detaylandırıp, konuyu zaman ve olaylar açısından tam, hakkıyla anlamamıza sebep oluyor.

    Bu kişiler ise “bu ayetler içinden hangi ayeti seçerim de çarpıtarak konuyu bambaşka şekilde, kimseyi kızdırmadan yorumlayabilirim” dedikleri için yol kesme ile ilgili ayeti, aktardığım diğer o kadar ayetten bağımsız olarak anlatıp düşüncelerine zemin yapmaya çalışıyorlar. Benzer çarpıtmayı, evlilik dışı cinsel ilişki sapıklığını helal gibi göstermeye çalışanlar da yapıyor, bunu da başka bir yazıda detaylı anlattım.

    Yani bu kişiler öyle bir anlatıyor ki, eşcinsel sapıklıkta bulunanlar sanki yol kesmeselerdi Allah bu kavmi helak etmeyecekti. Adeta “esas sebebi budur” diyorlar.

    “Yol kesme” ile ilgili ifadeyi Mehmet Okuyan gibi değerli bir ilahiyatçının da “insan neslinin üreme yolunu kesme” anlamında, yani doğru yolu kesme, normal olanın önünü kesme, fıtrata uygun olanın önünü kesme şeklinde anladığını da vurgulayayım. Ancak ben Mehmet Okuyan hocamız gibi değil, doğrudan fiziksel olarak insanların yolunu kesme, tecavüze kalkışma anlamında anlıyorum. Bu konuda bir farklılık yok düşüncemde.

    Sorun şurada; bu kişiler o kadar ayeti görmezden gelip konuyu tecavüze indirgiyorlar kendilerince. Oysa ayetlerden kesinlikle helakın sebebinin sadece tecavüz etme olduğu çıkmadığı gibi, eşcinsel sapık ilişkiye devam etme olduğu çıkıyor. Yol kesme, bu sapıkların yaptığı ilave bir sapıklık. Ama bu ilave davranış, kesinlikle “helak sebepleri aslında budur, tecavüz etmeyip de kendi aralarında yapmaya devam etselerdi helak edilmeyeceklerdi” sonucunu çıkarmıyor.

    Burada çıkan esas sonuç şu; uyarılara rağmen eşcinsel ilişkide bulunmaya devam eden sapıklar, aynı zamanda yol da kesebilecek tiplerdir ki nitekim bunun Dünya çapında örneklerini bugün de görüyoruz. En basit örneğinden bakınız; NAMBLA. Kendi aralarında sapkınlık yaşayacaklar ne diye bu derece örgütlenir? Örgütlenme, normal göstermeye çalışma ve dayatmanın da bir adımıdır. Dayatma, zaten fiziksel yol kesmenin hemen öncesindeki adımdır, hatta doğrudan yol kesme demektir. Ya evlenen eşcinsel sapıkların küçücük çocukları evlat edinmelerine ne diyeceksiniz? Bu yol kesme değil mi sizce?!

    Hz. Lut’un uyardığı kavim, oradaki temiz insanlara göre çoğunluktu ve bir aradalardı. Çoğunluk oldukları için güç ellerindeydi, bu yüzden yol kesme eylemini de yapabiliyorlardı. Peki bugün Dünya geneline göre azınlık kalan bu sapkın gruplar aynı şeyi ne kadar yapabilir? Yapamazlar değil mi? Polis var, yasa var (genellikle). Bakın “yapmak istemezler” denilemez, “yapamazlar” denilebilir. Çünkü çoğunluk olduklarında yapabilirler fiziksel yol kesmeyi. Ayrıca evlatlık edinerek bir ölçüde yapıyorlar bu yol kesmeyi. O çocukların halini kimse düşünmüyor mu? Yasaları bile yavaş yavaş bunlara göre değiştiriyorlar farkında mısınız? Yoksa o çocukları nasıl alabilirler evlerine?

    Özetle, ayetteki ifade kesinlikle bu kavmin sadece başkalarına tecavüz ettikleri için helak edildiğini göstermiyor, bu sadece esas helak sebepleri olan eşcinsel ilişkinin yanındaki bir sebeptir. Ellerine güç geçse bugünküler de aynısını yapar, yapıyorlar. Ayetten, eşcinsel sapıkların, başkalarına tecavüz potansiyelli tipler olduğu sonucu da çıkıyor.

    Bir kısmının ‘esas helak sebebi’ olarak göstermeye çalıştıkları bir konu da, gelen yabancı misafirlere de tecavüz etmeye çalışmaları. Bu iddialarına delil getirmeye çalıştıkları ayetlerden biri de Kamer Suresinin 37. ayeti. 33. ayetten itibaren aktarıyorum:

    33- Lut kavmi de uyarıları yalanladı.
    34- Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Yalnız Lut ailesini (bu azaptan ayrı tuttuk;) onları seher vakti kurtardık;
    35- Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz.
    36- Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler.
    37- Andolsun onlar, onun konuklarından da murad almak için baskı yaptılar. Biz de onların gözlerini silip kör ettik. “İşte azabımı ve uyarmamı tadın.”


    Şimdi o konukların kimler olduğunu anlamak için diğer ayetlere de bakalım. Allah’ın bu konuklar ile ilgili yaptığı bir detaylandırmayı, Hicr Suresinin 61. ayetinden 71. ayetine kadar okuduğumuzda anlıyoruz. Açıkça görüyoruz ki bu misafirler, Hz. Lut’a kavmin helakını müjdelemek için gelen elçiler. Bu ayetleri okuyunuz, çünkü devamında o misafirlerin elçiler olmasının önemini de ayetlerle anlatacağım;

    61- Böylelikle elçiler Lut ailesine geldiklerinde,
    62- (Lut) Dedi ki: “Sizler gerçekten tanınmamış bir topluluksunuz.”
    63- “Hayır” dediler. “Biz sana, onların hakkında kuşkuya kapıldıkları şeyle geldik.”
    64- “Sana gerçeği getirdik, biz şüphesiz doğru söyleyenleriz.”
    65- “Hemen aileni gecenin bir bölümünde yola çıkar, sen de onların ardından git ve sizden hiç kimse arkasına bakmasın; emrolunduğunuz yere gidin.”
    66- Ve onlara şu emri verdik: “Sabaha çıkarlarken onların arkası mutlaka kesilecektir.”
    67- Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi.
    68- (Lut onlara) “Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp dillere düşürmeyin” dedi.
    69- “Allah’tan korkup sakının ve beni küçük düşürmeyin.”
    70- Dediler ki: “Biz seni ‘herkes(in işin)e karışmaktan’ alıkoymamış mıydık?”
    71- Dedi ki: “Eğer yapmak istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım.”

    Dikkat ettiğiniz gibi, size misafirlerin kim olduğunu vurgulamak için 61. ayetten itibaren aktardım ama bu ayetlerin öncesi de bu konuyla bağlantılı ve her şeyi netleştiriyor. Bakın hemen öncesindeki 4 ayet, elçi olan bu misafirlerin Hz. Lut’a gelmeden önce Hz. İbrahim’e geldiklerini ve o kavmin kesinlikle helak edileceğini daha Hz. İbrahim’in yanındayken söylediklerini gösteriyor. Yani bu ne demek? Bu misafirler daha Hz. Lut’a gelmeden ve dolayısıyla sapkın kavim daha o misafirlere yaklaşmaya çalışmadan çok önce o kavmin helak edileceğini zaten bildiriyor Hz. İbrahim’e. Hüküm çoktan belli. Öyleyse bu kavmin esas helak sebebi, nasıl o misafirlere ahlaksızca yaklaşmaya çalışmaları olabilir? Elbette olamaz. Çünkü daha onlar gelmeden çok önce kesinlikle helaklık oldukları bildiriliyor. Helak olma sebepleri, eşcinsel sapık ilişkide bulunmaları. Konu net, ayetler çok net. Okuyalım;

    57- Dedi ki: “Ey elçiler, (bunun dışında, diğer) işiniz ne?”
    58- Dediler ki: “Gerçekte biz, suçlu, günahkar olan bir topluluğa gönderildik.”
    59- “Ancak Lut ailesi hariçtir; biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız.”
    60- “Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk, o, geride kalanlardandır.”


    Aynı konu Hud Suresinde de anlatılıyor ve hatta Hz. İbrahim’in, bu kavmin helakı konusunda tartışmaya girdiği de bildiriliyor. Gördüğünüz gibi her ayetteki detaylar, bizi çarpıtıcıların yorumlarından bir adım daha uzaklaştırıp, bir adım daha hak bilgiye yaklaştırıyor:

    74- İbrahim’den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman, Lut kavmi konusunda bizimle çekişip tartışmalara giriyor(du).
    75- Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi.
    76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki, Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir.”


    76. ayetten sonrasını da okuyunuz.

    Bahsettiğim çarpıtıcı şahıslar, gerçekten sapkın eşcinsel örgütlenmelere karşı yenik düşmeye başlayan şahıslar ve bunlara maalesef sempatik görünmek istiyorlar.

    Ayetlerden net delilleri gösterdim, korkak ve rahatının kaçmasını istemeyen birçok insan elbette umursamayacak bu delilleri biliyorum. Ama ben bir müslüman olarak uyarmak zorundayım, bu şahıslar şöhret sahibi diye ya da akademisyen diye saçmalıklarına razı olmayın. Allah’a akademisyenliği ya da başka ifade ile uzman etiketini şirk koşmayın, Allah’ın Kitabına teslim olun sadece.

    Ben de değerli akademisyenlerden, samimi uzmanlardan sürekli istifade ederim ama bu bambaşka bir konu. Sonuçta ayetlerden açıkça gördüğümüz gibi bu kavmin esas helak edilme sebebi, o misafirlere ahlaksızca yaklaşmaya çalışmaları değil, zaten eşcinsel sapık ilişkiye kendi aralarında devam ediyor olmalarıdır. Çünkü helak olacakları çok daha önce bildiriliyor Hz. İbrahim’e. Ayetlere göre bu kavim, devamlı uyarıldıkları şey yüzünden helak oluyor. O sürekli uyarıldıkları şeyin ne olduğuna diğer ayetlerle tekrar bakalım.

    Neml Suresinin 54 ve 55. ayetlerinde buyrulduğu üzere Hz. Lut, bu kavmi, haram bir çirkin ahlaksızlık olan eşcinsellik sapıklığını yapmamaları için UYARIYOR. “UYARIYOR” kelimesini aklınızda tutunuz. Uyarı tamamen bununla ilgili. Ve 58. ayette de Allah “Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. UYARILANLARIN yağmuru ne kötüdür.” buyurarak bu kavmi, UYARILDIKLARI o konudan dolayı helak ettiğini bildirmektedir. Hz. Lut, bu kavmi, eşcinsellik sapıklığını yapmamaları için uyardı ve onlar bu uyarıyı dinlemeyip sapıklıklarına devam ettiler ve bunun sonucunda helak edildiler. Ayetleri okuyalım:

    54- Lut da; hani kavmine demişti ki: “Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı (fuhşu) yapacak mısınız?”
    55- “Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.”
    56- Kavminin cevabı: “Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.
    57- Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
    58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.


    Evet, Neml Suresindeki bu ayetleri de okuduğumuzda görüyoruz ki 55. ayette bildirilen o ahlaksızlığı yaptıkları için, yani kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaştıkları için helak oluyor bu kavim. Ayette vurgulanan konu bu. Sadece Nisa Suresinin 15 ve 16. ayetleri haram kılmıyor eşcinsellik sapıklığını, aynı zamanda bütün bu ayetlerin her biri açıkça haram kılıyor.

    Helaklarının esas sebebi bu. Başkalarına zorla yaklaşmaya çalışmaları ise, eşcinsel sapıkların çoğunluk olduklarında aynı zamanda başkalarına fiziksel tecavüzde bulunacaklarının işareti olur. Mesele, güç ve çoğunluk meselesi. Nitekim araştırıldığında, çocuk tecavüzlerinin arkasında da sıklıkla bunların çıktığını görüyoruz. Çünkü çocuk, onlara göre zayıftır. Güç, ellerine az da olsa geçince yapacaklarını yaparlar.

    Allah, Kitabına sarılmayı nasip etsin.

    Onur Mustafa Ezber

  • Kur'an'a Dayalı Yazılar

    HZ. LUT’UN UYARDIĞI KAVİM, EŞCİNSEL SAPIKLIKTA BULUNDUĞU İÇİN HELAK EDİLMİŞTİR. / FUHUŞ ÇEŞİTLERİ NELERDİR, FUHŞU KİM EMREDER? / FUHUŞ HER DEVİRDE FUHUŞTUR, HER DEVİRDE HARAMDIR.

    508 kere okundu

    Neml Suresinin 54 ve 55. ayetlerinde buyrulduğu üzere Hz. Lut, bu kavmi, haram bir çirkin ahlaksızlık olan eşcinsellik sapıklığını yapmamaları için UYARIYOR. “UYARIYOR” kelimesini aklınızda tutunuz. Ve ayette geçen “el fâhışete” ifadesi, yani meallerde “çirkin utanmazlık, hayasızlık, çirkin iş” olarak çevirilen kelime fuhuş, fahişelik demektir. Fahişelik ile ilgili kelime, İsra Suresinin 32. ayetinde olduğu gibi zina eden erkek ve zina eden kadınlar için Kur’an’da çok defa kullanılıyor. Aynı kelime Nisa Suresinin 15. ayetine göre lezbiyenlik yapanlar için, Nisa Suresinin 16. A’raf Suresinin 80. Neml Suresinin 54. ve Ankebut Suresinin 28. ayetine göre de erkek erkeğe ahlaksızlık yapanlar için kullanılmaktadır.

    Sonuç olarak açıkça görüyoruz ki Kur’an’a göre bunların hepsi fuhuş yapmakta ve fahişe olmaktadırlar. ‘Fahişe’ kelimesi, Kur’an’dan uzaklaşan toplumlarda sadece zina yapan kadınlar için kullanılıyor, oysa Kur’an’a göre evlilik dışı cinsel ilişkiye giren erkekler, yani zina eden erkekler ile eşcinsel sapıklıkta bulunan erkekler de fahişedir.

    Nisa Suresinin 15 ve 16. ayetlerinde eşcinsellik yapan kadın ve erkeklere verilecek cezanın bildirildiğine dair 1. delil, o ayette kullanılan zamirlerdir. Nisa Suresi 15’te kadınlar arasında yapılan fuhuştan bahsediliyor, 16. ayette de erkekler arasında yapılan fuhuştan bahsediliyor. Diğer delil de, zina etmiş olanlara verilecek cezanın zaten Nur Suresinin 2. ayetinde açıkça bildirilmesidir. Bunlar, Nisa Suresinin 15 ve 16. ayetlerinin, eşcinsellik sapıklığını işleyenlere verilecek cezayı bildirdiğine dair gördüğümüz deliller. Bu husustaki araştırma-inceleme farklı bir konu, esas konumuza tekrar dönelim.

    Yukarıda vurguladığım gibi; Neml Suresinin 54 ve 55. ayetlerinde buyrulduğu üzere Hz. Lut, içinde bulunduğu kavmi, haram bir çirkin ahlaksızlık olan eşcinsellik sapıklığını yapmamaları için UYARIYOR. Uyarı tamamen bununla ilgili. Ve 58. ayette de Allah “Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. UYARILANLARIN yağmuru ne kötüdür.” buyurarak bu kavmi, UYARILDIKLARI o konudan dolayı helak ettiğini bildirmektedir. Hz. Lut, bu kavmi, eşcinsellik sapıklığını yapmamaları için uyardı ve onlar bu uyarıyı dinlemeyip sapıklıklarına devam ettiler ve bunun sonucunda helak edildiler. {Ve yukarıda da aktardığım gibi Neml Suresinin 54. ayetinde geçen ifade “el fâhışete”}

    Ayetleri okuyalım, Neml Suresi:

    54- Lut da; hani kavmine demişti ki: “Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı (fuhşu) yapacak mısınız?”
    55- “Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.”
    56- Kavminin cevabı: “Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış” demekten başka olmadı.
    57- Biz de, onu ve ailesini kurtardık, yalnızca karısı hariç; onu geride (azap içinde kalanlar arasında) takdir ettik.
    58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru ne kötüdür.


    Kur’an’da fuhuş ile ilgili kelimenin kimlerle ve hangi eylemlerle ilgili kullanıldığını yukarıda aktardım. Açıkça anlıyoruz ki Kur’an’a göre fuhuş, her devirde fuhuştur ve çirkin bir ahlaksızlıktır, her devirde kesin olarak haramdır. Yani bir devirde helaldir, bir devirde haramdır gibi şeyi söyleyene beyinsiz bile denilemez, olsa olsa böyle bir varlık ancak şeytan, münafık olabilir ki zaten ayetlerde bunlardan da bahsediliyor;

    “Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz.” (Nur Suresi, 19)

    Fuhuş olanların ne olduğu ayetlere göre açıkça bellidir ve bunlar Hz. Adem’den bu yana haramdır. İnsan fıtratına aykırıdır. Kısaca; Fuhuş, fuhuştur. Bu kadar açık. Bunlar nikahsız erkek kadın cinsel ilişkisi olduğu gibi, lezbiyenlik ve homoseksüelliktir. Kur’an ayetlerine göre fuhşu emreden kimdir? Şeytandır. Fuhuş ile ilgili kelime, ayetlerde şeytanın emrettiği şey olarak geçiyor. Yani düşünün, bahsettiğimiz bütün fuhuş çeşitlerini şeytan emrediyor.

    Şeytanın emrettiği şeylerden biri fuhuş ise, bunlar istisnasız herkes için ve her devirde açıkça haramdır demektir. Bunu zaten söylememe bile gerek yoktu, ama bazı sapıkları kızdırmak için vurgulamak istedim. İlgili kelimenin geçtiği bu ayetlere de bakalım;

    Bakara Suresi, 169:

    “İnnemâ ye’murukum bis sûi vel FAHŞÂİ ve en tekûlû alâllâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).”

    “O size yalnızca kötülüğü çirkin-hayasızlığı (fuhşu) ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”

    Nur Suresi, 21:

    “Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil FAHŞÂİ vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).”

    “Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin utanmazlıkları (fuhşu) ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, sizden hiç biri ebedi olarak temize çıkamazdı. Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.”

    Onur Mustafa Ezber