Bilim ve Düşünce

ATEİZM NEDEN BİLİM KARŞITLIĞIDIR?

1.011 kere okundu


Bölümler:

Algılamamız Üzerine…

“Tek Rehber Bilimdir” Deyip, Bilimi Tek Rehber Olarak Görmemek…

Gerçeği Algıladığına Dair Bilimsel Delilin Ne?

İhtimal Verme Zorunluluğu

Müslümanların İmanı, Bilime Nasıl Bakmayı Gerektiriyor?

Ateizm Savunucularının Kabulü, Bilime Nasıl Bakmayı Gerektiriyor?


Algılamamız Üzerine…

 Ateizm savunucuları, Tanrı’ya ve dine inanmadıklarını ifade ederler. Bu kabulleriyle çelişmemek için de her konuya bakışlarını, buna göre şekillendirmeleri gerekir. Bunu tam olarak yapamasalar da, kendileriyle çeliştiklerinin çoğu zaman farkında olamasalar da bazı sloganları tekrar ederek belli bir izlenim bırakmaya çalışırlar. Bu sloganları arasında “güvenilir tek bilgi kaynağı, deney ve gözleme dayalı olandır” ve “bilim tek rehberdir” vardır.

 Daha önce bu, kendi içinde bile çelişen ifadeleri savunanların, tutarlı olurlarsa ne gibi sonuçlara ulaşacağı, düşünen insanlar tarafından defalarca gösterildi. Ben de bu yazıda, ateizmin aslında neden bilim karşıtlığı olduğunu, algılamamız üzerinde durarak gösteriyorum. Ateizmin, bilim karşıtlığı olduğunu anlamak için elbette sadece bu konu üzerinde düşünmemiz gerekmediği gibi, bu konuyu anlatmak için bu kadar uzun bir yazıya da gerek yok. Burada anlattığımı 5-6 cümleyle de özetleyebilirdim ama hangi sonuçlara adım adım nasıl ulaştığımı gösterebilmek ve bir eleştiri gelirse tam hangi noktada eleştirildiğimi sorabilmek için ayrıntılı bir anlatım yapmak istedim.


“Tek Rehber Bilimdir” Deyip, Bilimi Tek Rehber Olarak Görmemek…

 Ateizm savunucuları “güvenilir tek bilgi kaynağı, deney ve gözleme dayalı olandır” veya diğer bir ifadeyle “güvenilir tek bilgi kaynağı, bilimdir” demeleri sebebiyle, bir ifadenin doğru veya yanlış olduğunu söyleyebilmeleri ve onu inançtan ayrı değerlendirebilmeleri için, o ifadenin doğru veya yanlış olduğuna dair deney ve gözleme dayanan, bilimsel bir delil göstermeleri gerekir.

 Eğer doğruluğuna veya yanlışlığına dair bilimsel delil gösteremiyorlarsa, “güvenilir tek bilgi kaynağı, bilimdir”, “tek rehber bilimdir” sloganlarıyla çelişmemeleri için onun doğruluğuna da yanlışlığına da ihtimal vermeleri gerekir.

  Çünkü delil gösteremedikleri halde o bilgi için “yanlış” deyip doğruluğuna ihtimal vermiyorlarsa, onlar aslında inanç sahibi insanlar demektir; o bilginin doğru olmadığına inanıyorlar, güveniyorlar demektir. Tersi de olabilir; bir bilginin doğru olduğuna inanıyor da olabilirler.

 Bir bilginin doğruluğuna veya yanlışlığına çok çok güçlü şekilde inanılıyor ve inanmak isteniyor olunması, o bilgiyi, deney ve gözlemden beklenen bilgiyle eşitlemez; o kabul, ispatlanmadığı sürece inanç seviyesinde kalır.

* Bir kabulün inanç seviyesinde kalması, elbette onun yanlış olduğu anlamına gelmez. Bununla beraber, bir kişi, başkalarının şahit olmadığı veya şahit olsa da kabul etmediği delillere şahit olduysa, ilgili kabulü, inanç seviyesinden çıkıp kendisi için kesin doğru olabilir, başka kimse kabul etmese de, bu ayrı konu.


Gerçeği Algıladığına Dair Bilimsel Delilin Ne?

 “Bilim” dediğimiz disiplin ile elde edilen bilgilerin kendilerine doğruyu gösterdiğine emin olmaları için, algılarının kendilerini yanıltmadığına veya doğru bilgiye ulaştıran varlıkları algıladıklarına emin olmaları gerekir.

 Doğru bilgiye ulaştıran varlıkları algıladıklarına emin olmaları için de, çeşitli amaçlarla çok gelişmiş bilgisayarlara ya da benzeri şeylere bağlanmış, gerçeklikten farklı dünya algılattırılan varlıklar olmadıklarına emin olmaları gerekir.

* Bu yazıda “dünya” kelimesini kullandığım yerlerde, doğayı/evreni, algılanabilen her şeyi kastediyorum.

 Algıladıkları algılattırılan şeyler ise, “algılıyorum” dedikleri şeylerin tamamı kendilerine algılattırılan şeyler olur zaten.  Bilim, insanlara sahte dünya algılattırıldığını gösterebilir mi? Bilmem, bunun üzerine düşünülüp kafa yorulabilir ama konu bu değil. Konu, bilimin onlara sahte dünya algılattırılmadığını gösterebilip, gösteremeyeceği ile ilgili.

Bir gün kendilerine sahte dünya algılattırıldığını fark edip bir yolunu bularak “gerçek” dedikleri bir dünyada uyansalar bile, “gerçek” dedikleri dünyada algıladıkları dahil hepsi aslında kendilerine algılattırılan şeyler olabilir. Yani “artık uyandık içimiz rahat olsun, bundan sonra bize kimse algılattırmıyor” diyemezler, bunu ispat edemezler; sadece buna inanabilirler. Kendilerine gerçeklikten farklı bir dünya algılattırılmadığını asla deney ve gözlem ile, bilim ile gösteremezler.

 “Deney ve gözlem” dediğimiz yöntemler de yine kendilerine algılattırılması muhtemel dünyanın içinde kullanacakları yöntemler olur. Bilim, kendilerine asla sahte dünya algılattırılmadığını gösteremez; kendilerine sadece algılattırılması muhtemel dünyanın içinde belirlenmiş kuralları, olayları gösterir.


İhtimal Verme Zorunluluğu

 Bilim, kendilerine sahte dünya algılattırılmadığını asla  gösteremediğine göre, yukarıda da belirttiğim gibi, “güvenilir tek rehber bilimdir” diyen ateizm savunucuları, gerçeklikten farklı bir dünya algılamalarını ihtimal olarak görmek durumundalar.

 Eğer aksini gösteren delil olmadığı halde bunu bir ihtimal olarak görmüyorlarsa, o halde onlar inanç sahibi insanlar demektir; gerçeklikten farklı bir dünya algılamadıklarına çok güçlü bir şekilde inanıyorlar, güveniyorlar demektir. Bu ise, kendi kabulleriyle çelişmeleri anlamına gelir. Çelişmemek için mutlaka iki duruma da ihtimal vermek zorundalar; “gerçek dünyayı da algılıyor olabiliriz, bize algılattırılan gerçek olmayan dünyayı da” demeleri gerekecektir.

 Hatırlayalım; bir bilginin doğruluğuna veya yanlışlığına çok çok güçlü şekilde inanılıyor ve inanmak isteniyor olunması, o bilgiyi, deney ve gözlemden beklenen bilgiyle eşitlemez; o kabul, ispatlanmadığı sürece inanç seviyesinde kalır. Kısacası; insanlar bir şeyi öyle kabul etmek istiyor diye, o şey öyle demek değildir.

 Kendileriyle çelişmemek için bu ikisine de ihtimal vermek zorunda olduklarına göre, “bilim” dediğimiz alan hakkında nasıl düşünmek durumunda olduklarını inceleyelim. Ama ondan hemen önce, bu konuyu benim gibi müslümanların bakış açısına göre de incelemek istiyorum.


Müslümanların İmanı, Bilime Nasıl Bakmayı Gerektiriyor?

 Bizim için gerçeklik nedir? Önce bunu düşünmeliyiz. Biz her detayı zaten Allah’ın var ettiğine iman ediyoruz, bunu açıkça söylüyoruz. Allah bizim esas zihnimizi bu boyuttan farklı bir boyutta tutup bu hayatta algıladığımız her şeyi o zihnimize algılattırsa ne fark eder, zihnimizi öyle farklı boyutta var etmeden doğrudan bu beynimize algılattırsa ne fark eder? İkisi de bizim için aynı değil mi? Sonuçta bunların hepsini yaratan/algılattıran Allah ve imanımıza göre Allah, bunlar üzerinde düşündüklerimizden ve bunlarla yaptıklarımızdan bizi sorumlu tutacak. Dünya hayatı geçici, ama geçici olması, algıladıklarımızın sahte ve yanlış bilgi verici olduğu anlamına gelmez bizim için.

 Dolayısıyla, eğer başka bir boyutta şu an algıladığımız her şeyin kendisine algılattırıldığı bir zihnimiz varsa ve o zihnimizin bulunduğu boyuttan farklı veya belki daha az detaylara sahip dünyayı algılıyorsak da, hiç öyle bir zihnimiz olmadan doğrudan sadece bu beynimizle algılıyorsak da fark etmez; iki durumu da yaratan, her şeyin sahibi/yaratıcısı olan Allah’tır.

 Algılattıranın Allah olduğu bildiğimiz için, dünyaların farklı olmasının, algıladığımız dünyadakileri incelememizin bizi yanıltacağı anlamına gelmeyeceğini biliriz. Farklı bir dünya algılıyorsak, imanımıza göre onu bize algılattıran da sadece Allah olacağı için canlıları, evreni, fizik kurallarını incelememiz, kısacası bilim ile ilgilenmemiz bizi yine doğruya iletecektir, faydalı olacaktır.

 Öyleyse 2 durumda da bilime bakışımız değişmez; bilim bizim için kıymetli, güvenilir, doğruya yönlendiren bir alan olacaktır. Çünkü bize göre bütün varlıklar, onları incelediğimizde bize doğruyu gösteriyordur. Allah bize farklı bir dünya algılatıyorsa, bu sadece başka bir boyuttakinden farklı veya belki daha az detaylara sahip bir dünya olabilir. Ama bu algılatılan dünya, imanımıza göre kesinlikle, kendisini inceleyeni doğru bilgiden saptırıcı, aldatıcı bir dünya olmayacaktır. İncelemelerimiz bizi yine doğruyu anlamaya, Allah’ın yaratma sanatını öğrenmeye yönlendirecektir.

 Şunu da akılda tutalım; bilimsel konularda acele edişlerimiz sebebiyle yanlış sonuçlara varabiliriz ama bu, algıladıklarımızın yanıltması anlamına gelmiyor. Yanlış sonuca varmamız; acele etmemiz, sabretmememiz sebebiyle yaptığımız yanlış yorumlarla kendi kendimizi yanlış sonuca yönlendirmemiz anlamına gelir. Kişilerin kendilerini yanıltmaları ile algıladıklarının onları yanıltması durumunu birbirine karıştırmamalıyız. Sonuçta sabredip doğayı/evreni incelememiz bizi doğru bilgiye yönlendiriyor.

 Allah birçok Kur’an ayetinde canlıların, yerin ve göklerin yaratılışında düşünen insanlar için deliller olduğunu bildirmektedir. Bakara Suresinin 164., Âl-i İmrân Suresinin 190., Ra’d Suresinin 2-3 ve 4., Casiye Suresinin 13. ayeti, bahsettiğim ayetlere verebileceğim örneklerdir. Demek ki bizim inandığımız Allah, yarattıkları/algılattırdıkları üzerinde düşünenleri doğruyu anlamaya yönlendirendir. Öyleyse her 2 durumda da bilim bizim için kıymetlidir, doğayı/evreni incelemek bizi doğru bilgiye yönlendirir ve asla aldatmaz.


Ateizm Savunucularının Kabulü, Bilime Nasıl Bakmayı Gerektiriyor?

 Şimdi de ateizm savunucularının açısından düşünelim. Hatırlayalım; Ateizm savunucuları “tek rehber bilimdir” demeleri sebebiyle, gerçeğinden farklı bir dünya algılattırılıp algılattırılmadığı konusunda bir inanç sahibi olamayacakları için, mutlaka iki duruma da ihtimal vermek zorundalar.

 “Güvenilir tek bilgi kaynağı, deney ve gözleme dayalı olandır” veya “bilim tek rehberdir” derler ve “rüyada mıyız?” veya “birileri bize sahte dünya algılattırıyor olamaz mı?” sorularına “hayır” cevabını verirler ama bize sahte dünya algılattırılmadığının hiçbir bilimsel kanıtı olmadığının farkında olmazlar!

 Gerçeklikten farklı bir dünya algılamalarını, aksi gösterilmediği için ihtimal olarak görmeliler ama bu ihtimali vermeleri de bilime güvenmemelerini gerektirir. Çünkü ateizm savunucuları, bizim gibi, her şeyi Allah’ın yarattığı/algılattırdığı inancına sahip olmadıkları için söz konusu ihtimal, onlar için çok farklı ihtimalleri de getirir.

 Ateizm savunucularına göre kendilerine farklı dünya algılattıran varlığın veya varlıkların kendilerine doğruyu, gerçeği algılattırması için hiçbir sebep olmaz; onlara göre algılattıran, Allah değildir. Öyleyse pek çok farklı niyette zeki varlık bunu yapabilir.

 Mesela ateizm savunucularına göre, çok gelişmiş zeki varlıkların, onları çok gelişmiş bilgisayar benzeri şeylere bağlayarak üzerlerinde psikolojik deneyler yapmamaları için hiçbir sebep yoktur. Bu, olması ateizme göre muhtemel zeki varlıkların yüzlerce, binlerce farklı amacı olabilir ama biz birkaç örnek seçelim ve düşünelim.

 Farklı fizik kanunlarının veya farklı olayların yaşandığı bir evrende olan bu zeki varlıklar, “acaba şöyle bir gezegen, yıldız sistemi, evren veya kanunlar olsaydı insanlar hangi düşüncelere sahip olurdu, o toplumlar en sonunda nasıl bir noktaya ulaşırdı?” diye merak edip onları denek olarak kullanabilirler. Ayrıca bütün bunları yapmaları için çok beklemeleri de gerekmez.  Belki zaman kavramları bile deneklere göre farklı olabilir; denekler bir ömür yaşarken onlar için birkaç saniye geçmiş olabilir, sonuçta bilgisayar benzeri şeylere bağlılar. Sonra tek yaptıkları, sonuçlara bakıp, bunlara göre kendi yollarını belirlemek olabilir. Bunlar biz müslümanlar için değil ama ateizm savunucuları için hep ihtimaldir, ihtimal olması da şarttır.

 Veya denek olan sadece seçilmiş 100 ya da 1000 kadar kişi olup, diğer insanlar programın parçası olabilir. Birçok kişi veya olay gerçek dünya tarihinden kopyalanmış, ama küçük farklılıklar olsa nasıl olur diye düşünülmüş olabilir. Belki de biyoloji, fizik ve kimya ile ilgili farklı özellikler belirleyip insanların nelere inanacağını, nasıl hareket edeceğini ve düşüneceğini araştırıyorlardır. Belki de deneklerin zannettiği gibi bir dünya tarihi hiç yaşanmadı ya da gerçek dünyada yaşananları biraz değiştirip hafızalarına yüklediler. Kendileriyle ilgili anıların hepsi de yüklenmiş anılar olabilir. Deneklere algılattırılan bu dünyada, insanlara bir şeyler algılattırmanın veya yüklemenin mümkün olmadığı tespit edilseydi bile gerçek dünyada bu mümkün olabilir. Her şey çok farklı olabilir, denekler bunu bilemez. Ya da ateizm savunucularına göre, kendilerine sahte dünya algılattırabilecek bu zeki varlıkların, laboratuvarda bilinç üretememeleri için bir sebep var mı? Ateizm savunucuları için, kendisine sahte dünya algılattırılan bu beynin veya benzeri şeyin, bu zeki varlıklar tarafından üretilememesi için sebep nedir ve kendilerinin o üretilmiş beyin veya benzeri şey olmaması için sebep nedir?

 Bana göre elbette böyle şeyler yok, bunlar çok saçma ve algıladığımız, bildiğimiz her şeyin sahte olması mümkün değil, çünkü ben Kur’an’a iman ediyorum. Müslümanlar zaten neye iman ettiklerini açık açık söylüyorlar, o yüzden bunları ihtimal olarak görmediklerinde çelişmezler. Ama ateizm savunucuları bunları hep ihtimal olarak görmelidir, “böyle bir şey yok” diyerek inkar ederlerse ‘kendilerine gerçeklikten farklı bir dünyanın algılatılmadığı’ şeklindeki deney ve gözlem ile elde edilmemiş bir görüşü kabul ederek çelişirler. Çünkü onlar “güvenilir tek bilgi kaynağı, deney ve gözleme dayalı olandır” ve “bilim tek güvenilir bilgi kaynağıdır, tek rehberdir” diyordu. “Böyle bir şey yok” diyen ateizm savunucularına “nereden biliyorsun?” diye sorabilirsiniz.

 Burada anlattıklarımdan çok farklı örnekler de verilebilir. Ayrıca  algılamalarına aracı yapılan şey, bilgisayardan çok farklı olan bilemeyecekleri bir şey bile olabilir ya da “beyin/algılayan” dedikleri şey, tahmin edemeyecekleri yapıda bir şey olabilir, bilemezler. Ateizm savunucuları, algılattıranın, algılatılan doğayı/evreni inceleyenleri doğruya yöneltmeyi dileyen Allah olduğunu kabul etmezler. Bu yüzden onlara göre algılattıran varlık veya varlıklar, onları deney veya daha başka amaçlarla kullanan ve sahte bir dünya algılattıran varlıklar olabilir. Öyleyse ateizm savunucuları için bilimi değerli görmenin ve ona güvenmenin hiçbir mantığı olamaz.  

 “Bilim” dediğimiz alanın onlar için değerli, kıymetli, güvenilir, doğruya yönlendiren ve faydalı olması için hiçbir sebep yoktur. Öyleyse bilim nasıl rehberleri olacak? Ateizm savunucularının düşünceleri, kendi içinde çelişmektedir. Bu ve diğer birçok konu üzerinde derin bir şekilde düşünülmediği için fark edilmiyor olabilir ama aklımızı kullanarak ateizmin kabüllerini ciddi şekilde incelediğimizde şu gerçeği anlıyoruz; ateizm bilim karşıtlığıdır. Bilime güvenmek için tek yol, yarattıklarını/algılattırdıklarını inceleyenleri doğruya iletmeyi dileyen ve tek olan Allah’a iman etmektir. Bilimin, evrenin kendisinin araştırmaya değer olduğunu düşünen (monoteist) dindarlar tarafından ortaya atılmış ve geliştirilmiş bir disiplin olması, elbette tesadüf değildir.


Onur Mustafa Ezber

17480cookie-checkATEİZM NEDEN BİLİM KARŞITLIĞIDIR?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir